TUNALIM'IN DÜNYASI 

Katil İsrail, Gazze’ye karadan da girdi

10:48, 4/1/2009  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı

 



İsrail ordusunun "Dökme Kurşun" adını verdiği, bir haftadır süren ağır hava bombardımanlarının ardından, kara birlikleri de operasyonun 8.’nci gününde Gazze Şeridi sınırlarından girdi. Katiller hedef gözetmeksizin vuruyor...

 



İsrail askerleri, yoğun tank ateşi ve F-16 uçaklarının desteğinde Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Hanun’un doğusu, Cebaliye mülteci kampının doğusu ile Gazze kentinin İsrail’le sınırdaş olan Secaiye mahallesinin karşı kesimindeki Karni Geçişi tarafından giriş yaptı. Gazze’deki yerel radyolar, askerlerin 3 noktadan bölgeye girdiğini, Filistinli militanlarla bu bölgede çatışmaların da başladığını duyurdular.
Ancak giriş yapan askerlerin sayısı hakkında herhangi bir bilgi henüz gelmedi.
Bölgede başta Şahap (Halk) radyosu olmak üzere, Hamas’ın El Aksa radyosu, Gazzelilere sürekli telefon numaraları hatırlatarak, acil durumlar ve ambulanslar için aramalarını istiyor.

KUZEYDEKİ GAZZELİLERE "EVLERİNİZİ BOŞALTIN" UYARISI
İsrail’in Kanal 10 Televizyonu, ordunun, Gazze şeridi’nin kuzeyinde yaşayanları, "evlerini boşaltmaları" konusunda uyardığını bildirdi.
İsrail ordu sözcüsü da aynı kanala yaptığı açıklamada, "Bu uzun soluklu bir harekat olacak" diyerek şöyle devam etti:
"İki amacımız var, birincisi İsrail’e yönelen roket saldırılarını etkisiz hale getirmek, diğeri Hamas’ın terör altyapısı yok etmek,"

Kanal 10, "kapalı" bir toplantıda İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in "Amacımız Hamas’ın iktidardan indirmektir" dediğini de öne sürdü.
Öte yandan, İsrail hükümetinin, "onbinlerce" yedek askerin daha silah altına alınması yolundaki kararı onayladığı belirtildi.
Resmi Kanal 1 Televizyonu ise Batı Şeria’da ve İsrail’in kuzeyinde, Lübnan sınırında güvenlik önlemlerinin düzeyinin artırıldığını kaydetti.

İSRAİL ORDUSUNUN AMACI KONTROLÜ ELE GEÇİRMEK
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne giren kara birliklerinin, Filistinli militanların İsrail’e roket attıkları bölgelerin kontrolünü ele geçireceğini bildirdi.
Askerlerin Gazze Şeridi’ne girdiğini söyleyen askeri sözcü Avital Leibovitch, "Amaç operasyon bölgesinde Hamas’ın terör altyapısını çökertmek" dedi.
Ancak kana susamış İsrail ordusu Gazze’de hedef gözetmeksizin her yeri vuruyor.

İsrail’in Kanal 10 televizyonu da askerler, Gazze’ye girerken şiddetli çatışmaların olduğunu duyurdu.
Savunma yetkilileri, sınırda 10 bin askerin bulunduğunu bildirmişlerdi.

İSRAİL, GAZZE HALKINI, HAMAS’A YARDIM ETMEMELERİ İÇİN TEHDİT EDİYOR
Öte yandan, İsrail ordusunun, Gazze halkını, Hamas’a yardım etmemeleri için tehdit ettiği bildirildi.
Ordu açıklamasında, "İsrail’e karşı Hamas’ın teröristlerine yardım edenlerin" bunu yapmamaları konusunda uyarıldığı belirtildi.

TÜRK VATANDAŞIN AĞZINDAN SALDIRI!
Gazze’de yaşayan Türk vatandaşı Birgül El Sadi, şu açıklamayı yaptı:
"Tanklar şehir merkezine kadar girdi. İsrailliler bize saldırıyor. Elektriklerimiz yok, su motorları da çalışmıyor. Oradan, buradan bulduğumuz şeylerle idare ediyoruz. Biraz yiyeceğimiz vardı onlarla idare ediyoruz. Gaz lambası yakmak için bile gazımız yok. Tüplerimiz de yok. Dışarıda çatışma sesleri geliyor ama hava çok karanlık. Şu anda dışarıda füze sesleri var.
Bu olay Hamas ya da İsrail ile arasında değil. İsrailliler sivilleri vuruyor. Hamas’tan ölen sayısı çok az. Arada sadece siviller ölüyor. Şu anda sadece benim canlı yayına bağlandığım bölgedeki telefonlar çalışıyor. Belki bir süre sonra bizim telefonumuz da kesilebilir.
Burada Kevser Yılmaz , Merel, Işıl hanımlar var. Onlar da Türk. Kapıdan çıkamadığımız için Türkiye’ye dönemiyoruz. Konsolosluk bize telefon açtı, gitmek istersek götüreceklerini söyledi ama çıkamıyoruz. Şu anda burada durmak zorundayız."

İSRAİL TANK ATEŞİNDE İLK KURBAN, FİLİSTİNLİ BİR ÇOCUK OLDU
Günler süren hava bombardımanından sonra karadan Gazze Şeridi’ne giren İsrail tanklarının ateşinde bir Filistinli çocuk hayatını kaybetti.
Görgü tanıkları ve hastane kaynakları, İsrail ordusuna ait tankların, Gazze kentinde açtığı ateşte ölen Filistinli çocuğun dün akşamki kara harekatının Filistin cephesinde verilen ilk kurban olduğunu kaydetti.
Aynı kaynaklar, tank ateşinde 11 Filistinlinin de yaralandığı bildirdi.

HAMAS, GAZZE’DE BİRKAÇ İSRAİL ASKERİNİ ÖLDÜRDÜĞÜNÜ İDDİA ETTİ
Hamas, Gazze’de birkaç İsrail askerini öldürdüğünü iddia etti.
Şam’da yaşayan Muhammed Nazzal adlı Hamas yetkilisi, El Arabiye televizyonuna yaptığı açıklamada, Hamas mensuplarının, Gazze’nin doğusunda birkaç İsrail askerini öldürdüklerini söyledi. Ancak rakam vermedi.
TUNALIM...



MİLLETİMİZİN''OYUNU BOZMA''ŞANSI VARDIR...

10:46, 4/1/2009  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı

 

Önümüzdeki yerel seçimlerde hem AKP hükümetine, hem de bugüne kadar birçok defa işbaşına gelmelerine rağmen devlet ve millet hayrına elle tutulur bir iş görmeyen muhalefet partilerine, milletimizin ders vermesi gerekiyor.
Cümlesinin ortak katkılarıyla devlet bu halde…
Hazine borç batağında… Dış ticaret açığı ve cari açık almış başını gitmiş…
Millet işsiz… Tüketim sıfırlanmış… Piyasada yaprak kımıldamıyor.
Tarımda, sanayide üretim ve imalat bitmiş… Fasonculuk devri bile kapanmış.
Ankara’dakiler, bakalım bu gidişat nerede patlayacak diye bekler vaziyette! AKP hükümetinin, devlet ve millet hayrına yapabilecek bir şeyi olmadığı da ortada.
Devlet ve milleti bu derece vahim vaziyete sürükleyen iktidar ve muhalefet partilerine, şayet halk ders vermez ise… Partiler de, hiç birşey yapmasak da yine milletten oy alırız diye hesap yapıyor iseler; Türkiye’nin beli bir daha doğrulmaz. Kırk yıl da geçse milletimizin yüzü gülmez!
Seçim üzeri vatandaşa, iki çuval kömür dağıtırız... İki paket makarna veririz; oylarını alırız, koltukları kaparız diye hesap edenler seçim sonrasında 4 yıl-5 yıl zarfında hergün bayram yapar. Koltuğa ilişenlerin yüzü güler. İstedikleri kişileri milletin başına konuşlandıran yerli ve yabancı lobilere her gün bayram olur… İki paket makarnaya tav olursa vatandaş; gelecek seçime kadar tonlarca buğdayını kaybeder, hasatını kaybeder, toprağını kaybeder, işini kaybeder.
İki çuval kömüre tav olursa vatandaş; gelecek seçime kadar madenlerini, sermayesini, kaynaklarını, işletmelerini ecnebiye kaptırır… Ellerini ovuşturur.
Bu seçimde Türk milleti bu oyunu bozmak durumundadır. Halkımız, devlet ve millet hayrına projesi ve programı olana destek vermelidir.
Bu bağlamda görünen şu ki, projesi ve programı var olan tek parti BTP’dir. Şayet milletimiz oyunu bozacak ise BTP’ye tam destek vererek bozacaktır… BTP’den gayrısına destek vermek, olsa olsa demokratik oyunun bir parçası olmaktır.
Demokrasi adına yüce milletimize oynanan bu oyun, yine demokratik teamüllerle bozulmalıdır ki, onun yeri ve vakti de önümüzdeki yerel seçimdir.
Türkiye’nin sürüklendiği vaziyete bakılırsa; artık bu bir lüks değildir, zarurettir… Çünkü bıçak kemiğe dayanmıştır.
AKP hükümeti, öncekiler gibi, bugüne kadarki icraatlarıyla ecnebiyi sevindirmiştir. Azınlıkları sevindirmiştir. Ermenileri, hepimiz Ermeni’yiz diyenleri sevindirmiştir.
AB ve IMF şeflerini sevindirmiştir. İşgalci ve BOP’çu Amerikan stratejik ortaklarını sevindirmiştir.
Apo’yu sevindirmiştir… Hatta sevincini sürekli kılmak için çabalamaktadır. Apo, içte ve dıştaki sözcüleriyle voleybol sahası istemekte, takım kurup oyun oynayacağı kodes arkadaşı talep etmektedir… AKP hükümeti, bu hazırlıkların telaşı içindedir.
AKP, tefecileri, rantiyeyi ve birkaç yandaşını sevindirmiştir… vs… Ama bu kadar!
Geriye kalan milyonlar sevinememiştir.
70 milyonluk halkımızın vaziyeti vahimdir. Milletimizin vaziyeti haraptır, bitâptır. Milletimiz, işsizdir, aşsızdır, başsızdır.
Irak halkının vaziyeti vahimdir. Filistinlinin vaziyeti vahimdir. Balkanlardaki kardeşlerimizin vaziyeti iç açıcı değildir.
Bu vahim vaziyetlerden AKP hükümeti başta olmak üzere tüm etki ve yetki sahipleri mesuldür.
Türk milleti, önümüzdeki seçimde bu faturayı ilgililerin önüne koymak durumundadır… Millet olarak bütün bunların faturasını önlerine koymazsak; korkarım sonrasında, ülkemiz ve bölgemiz namına daha büyük faturalar, daha ağır şartlar ve daha ağır işler önümüze gelecektir. Tam bu noktada bugün Türk milletinin, BTP diye bir şansı vardır; bu şansını heba etmemelidir.

M.Emin Koç----TUNALIM...

İşte İsrail vahşetinin gün gün kronolojisi !..

10:45, 4/1/2009  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı

 


Kana susamış İsrail, dünyanın çeşitli kentlerinde binlerce insanın protesto ettiği Gazze saldırılarına 27 Aralık 2008 tarihinde başladı. İşte gün gün Gazze’de yaşananalar:

 




Filistinli hastane kaynaklarına göre, 75’i çocuk ve 21’i kadın toplam 452 Filistinli öldüğü ve 2 bin 290 kişinin yaralandığı saldırıların kronolojisi şöyle:

27 ARALIK 2008 CUMARTESİ

-İsrail, Gazze Şeridi’nin denetimini elinde bulunduran Hamas’ın roket saldırılarını gerekçe göstererek, Filistin topraklarında 1967’den beri eşine rastlanmayan çapta hava saldırısı başlattı.

-Hamas’ın, Suriye’de sürgündeki siyasi lideri Halid Meşal, üçüncü intifada hareketi için çağrıda bulundu.

-Hastane kaynaklarına göre çoğu Hamas polisi en az 230 Filistinli öldü.

-Uluslararası toplum, hem bombardımanın hem de roket saldırılarının durması için çağrıda bulundu.

28 ARALIK 2008 PAZAR

-İsrail, 6 bin 500 yedeğin seferberliği için yeşil ışık yaktı. İsrail ordusu Gazze sınırına zırhlı araçlar yığdı.

-İsrail, Mısır ile Gazze arasındaki sınırda 40 kadar tüneli bombaladı.

-Mısır, Filistinliler sınırı zorlamaya çalışınca Refah geçiş noktasını yeniden kapattı. Gazze’den açılan bir ateşte Mısırlı sınır muhafızı yaralandı. Kapı izleyen günlerde bir açıldı bir kapandı.

-Dünya kentlerinde İsrail saldırılarını protesto gösterileri başladı

29 ARALIK 2008 PAZARTESİ

-İsrail, ’’Hamas’ı düşürmek için savaşa girişti’’ ve Filistin topraklarını ’’kapalı askeri alan’’ ilan etti.

-Filistin ateşinde dördüncü İsrailli öldü.

30 ARALIK 2008 SALI

-Sürmekte olan saldırılar İsrail güvenlik kabinesi tarafından onandı ve 2 bin 500 kişilik oluşan yeni bir yedek kuvvetin seferberliğine de yeşil ışık yakıldı.

31 ARALIK 2008 ÇARŞAMBA

-Saldırılar tüm hızıyla sürdü.

-106 uluslararası insani yardım kamyonu Gazze’ye gitmek üzere İsrail’den geçmeye başladı.

-İsrail hem AB’nin hemde AB, ABD, BM ve RUsya’nın oluşturduğu Ortadoğu Dörtlüsü’nün ateşkes çağrılarını reddetti.

1 OCAK 2009 PERŞEMBE

-İsrail saldırılarını sürdürdü, bakanlıkları, meclis binasını, kaçakçılık tünellerini, ’’roket imalathanelerini’’ bombaladı.

-Hamas’ın önemli liderlerinden Nizar Rayan bir saldırıda öldü.

-İsrail’in güneyine 40’tan fazla roket fırlatıldı.

2 OCAK 2009 CUMA

-’’Öfke günü’’: Binlerce Filistinli Batı Şeria’da gösteri düzenledi.

-Dünya Gıda Programı, ’’korkunç durumu’’ kınadı.

Halid Meşal, Hamas’ın durmayacağını, boyun eğmeyeceğini ve İsrail’in Gazze’ye adımını atması halinde, ’’İsrail’in kara yazgısıyla karşı karşıya kalacağını’’ söyledi.

-ABD Başkanı George W. Bush, ’’gerçek bir ateşkes için’’ Hamas’a baskı çağrısında bulundu.

3 OCAK 2009 CUMARTESİ

-Hamas, sabaha karşı bir İsrail birliğinin Gazze’ye girişini engellediğini açıkladı. İsrail ordusu, ’’olaydan haberdar olmadığını’’ bildirdi.

-İsrail Gazze’yi havadan ve karadan vurmayı sürdürdü.

-İsrail Gazze Şeridi’ne ilk top atışında bulundu.

-Hamas, İsrail kara harekatına girişirse, İsrailli asker kaçırma tehdidinde bulundu.

İsrail, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cebaliye’de bir camiyi vurdu, en az 16 Filistinli öldü.


TUNALIM...

HİCRİ YILBAŞI ve HİCRET

02:55, 2/1/2009  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı

     De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” (Ankebut suresi 20)                                                                                                                                                                                              29 Aralık Pazartesi günü hicri yıl başlangıcı olarak kabul edilen 1430. yıl ve Muharrem ayının ilk günüdür. Bu ay içerisinde cereyan eden olaylar ve özellikle de Aşure günü hakkında farklı bir yazı yazma sözüyle birlikte “Hicret” muhasebesi yapmaya çalışalım;
Yolunu kaybetmiş insanlık aleminin son yıllarda görünürde başı ekonomik sıkıntı dolayısıyla beladadır. Aslına bakılırsa, sıkıntının şu anda önde olanı ekonomik sıkıntılardır ama insanlık kendisi ile alakalı hemen her konuda sıkıntıda ve başı beladadır. Yüce Allah ilk insanı peygamber olarak göndermekle yönsüz ölçüsüz başına buyruk yaşayamayacağını, ancak ve ancak gönderdiği kitap ve peygamberlerin ölçülerine uyduğu taktirde huzurlu bir hayat sürebileceğini işaret etmiştir.

Fakat insanlar hep yanlışı, isyanı, başına buyruk yaşamayı tercih etmiş; defalarca duvara toslamış, huzursuz yaşamış, kavgalı yaşamış yok etmiş yok olmuş, kavimler milletler olarak helak olmuş, yok edilmiştir. İnsanlık yol göstericilerini (peygamber) takip ettiği oranda kaybettiği yolunu tekrar bulmuştur.

İnsanlık için barbarlığın ve hak tanımazlığın, yada başkalarının haklarına en fazla tecavüz edildiği bir zaman diliminde "Hicret" emri gelmiştir. "Hicretle" yeni bir yurt edinmek için bir çok çaba sarfedilmiş, neticesinde Medine güvenli yer olarak tespit edilmiş, kafileler halinde "Hicret" gerçekleştirilmiştir. Yüce Peygamberimizin(sav). Ebubekir Sıddık (ra) ile birlikte gerçekleştirdiği "Hicreti" insanlık için yeni bir dönüm noktası olarak kabul edildiğinden, İslam alemi bu kutlu olayı takvim başlangıcı olarak kabul etmiştir.
1430 yıl önce gerçekleşmiş bu olayın, İslam âlemi tarafından hicri takvim başlangıcı olarak kabul edilmesindeki sır ve hikmeti içerisinde barındıran bu hadisenin her yönüyle tahlil edilip anlaşılmaya çalışılması gerekmektedir.
Çünkü; sadece Hazreti Muhammed (sav) Efendimizin değil, hemen her Sahabenin Hicreti, ayrı bir mana içermektedir. İnsanlığa mesaj veren yönleri mevcuttur.
Hicretin sır ve hikmetlerini hemen her Müslüman’ın kavraması gerekmektedir. Hicrete katılanların içinde bulunduğu şartlar ve katlandıkları fedakârlıklar anlaşıldığında, insanlığın onlara neler borçlu olduğu da anlaşılacaktır.
Hicret, kelime olarak bir yerden, başka bir yere göç etmek manasında kullanılmıştır. Ama bu göç, öğle sıradan bir göç değildir.
Bu göç ki; yolunu kaybetmiş insanlığa, yol göstermek için yola çıkılan bir göçtür.
Bu göç ki; cahiliye döneminin en karanlık halini, en aydınlık hale dönüştürmek üzere yola çıkılan bir göçtür.
Bu göç ki; anadan, babadan, yardan, evlattan, yurttan, maldan, mülkten, velhasıl sevdiğin her şeyi bırakıp sadece Allah rızasına ulaşmak için yola çıkılan bir göçtür.

Şimdi kendimize dönüp sormalıyız; Acaba Allah için biz bir şeylerden vaz geçip, Onun rızasına ne kadar Hicret edebiliyoruz?
Bırakın devletler aşırı, ya da memleketler aşırı yerlere göç etmeyi, günah işlenen bir odadan ya da meclisten, diğer bir yere ne kadar Hicret edebiliyoruz?
Sabahın soğuğunda, sıcak yataklarımızdan, sabah namazını kılmak üzere seccademizin üzerine ne kadar Hicret edebiliyoruz?
Hicret için mutlaka kendimize zaman ayırmak zorundayız. Nefislerimizin heva ve heveslerini bırakıp, Allah’ın rızasına kavuşacak, bir anlık da olsa, Hicret halini tatmak ve yaşamak bizlere ciddi bir muhasebe kapısını da aralayacaktır. O zaman anlayacağız ki; Dinimiz İslam, bize uğrunda ağır pahalar ödenerek, mallar ve canlar feda edilerek ulaştırılmıştır.
Selâm olsun, Muhacir ve Ensara!
Hicri 1430. yılbaşınız kutlu olsun değerli dostlar…
Uğur Kepekçi---TUNALIM...



ASRIN SOYKIRIMINI DÜŞÜNÜN...

02:54, 2/1/2009  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı

 

Devletler, siyasi menfaatler uğruna İsrail ve onun destekçisi ABD yi büyüttüler ve dünyanın başına bela ettiler. Baş belası zalimler de canlarının istediği zaman istedikleri yeri işgal etmekte, istediği yeri kana bulamakta, istediği zaman soykırım yapabilmektedirler. İsrail bir yerde son asrın soykırımını gerçekleştirirken aynı zamanda da ABD nin tetikçiliğini yapmaktadır.
Çünkü; ABD bırakın İsrail’in soykırımını kınamayı, destek bile çıkmaktadır. ABD den gelen resmi açıklamaya bakınız. neymiş efendim; “Filistin halkının geleceğinde rol oynamak istiyorsa Hamas terörist faaliyetlerini bitirmeli” imiş…
Kadın erkek, genç ihtiyar ve kundaktaki bebekleri bile acımadan katleden İsrail’in, yaptığı soykırım ile ilgili, Başbakan Olmert de yaptığı açıklamada; ''Filistin halkıyla değil Hamas ile savaşıyoruz'' ifadesini kullanarak hayasızlıklarına hayasızlık, zalimliklerine zalimlik katmaya devam etmektedir.

Zalimler zalimliklerini her fırsatta yapacaktır, önemli olan mazlumların, haklıların, Hakk’ı savunanların özelikle de Müslüman’ın duracağı saftır. Sergileyeceği duruştur, tavırdır. Eğer bir avuç zalimin karşısında insanlıktan nasibi olanlar birlik olsalardı, yaşadığımız dünya bugün bu halde olmazdı. Sadece zalimler değil, zalimin zulmü karşısında suskunluk sergileyenler de er ve geç cezalarını ödeyeceklerdir. İlahi adalet elbet bir gün tecelli edecektir…

Hak dinden sapan, Allah’ın laneti ile lanetlenen Yahudi ve Hıristiyanların insanlığa dost olması asla mümkün değildir. Onlar fırsat bulduğu her an insanlığı katletmek için hesaptadırlar, tuzaktadırlar…
Yüce Kitabımız Kur’an bizleri onlara karşı çok net bir şekilde uyarmasına rağmen hoşgörü ve diyalog adına Allah’ın ayetleri ile oynanarak, dost olmaları imkansız olanlar bize dost muş gibi gösterilmeye çalışıldı. Medeniyetler ittifakı adı altında tezat organizasyonlarla Müslümanlar tuzağa düşürüldü. Neticede de gelinen nokta meydandadır…

Ne buyurmuştu yüce Allah(cc);
“Sen dinlerine uymadıkça ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar... Eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.” (Bakara/120)
“Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır.”
(Mâide /51)

Şimdi ey Müslümanlar imanınızı tekrar gözden geçirin…
Kim dost, kim düşmanmış; onu iyi belleyin…
Allah’ın düşmanlarıyla dost olanları, içimizdeki taşeronlarını, aymazlarını iyi tanıyın…
Asrın soykırımını da gece gündüz düşünüp, kendinizi derin bir muhasebeye çekiniz.
Kendinizi mazlum Filistinlinin yerine koyunuz. Paramparça olan bedenlerinin sizden birine, evladınıza, kardeşinize, eşinize, dostunuza ait olduğunu düşünün… Allah için yapın bu muhasebeyi…
Onlarla olamıyorsunuz, bari duacı olun, göz yaşı dökün, insan olmanın gururunu böylece yaşayın.
Allah’ın dostlarıyla dost, düşmanlarıyla düşman olunuz, ki felaha eresiniz…
Allah’ın laneti zalimlerin, rahmeti ise inanan mazlumların üzerine olsun. Amin.

Uğur Kepekçi--TUNALIM


FİLİSTİN'E TÜRKİYE SAHİP ÇIKMALI...

10:12, 30/12/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı

 



İsrail’in saldırıları karşısında hükümetin, ‘öpmek istemem seni, sorarım yanağın nerede’ hikâyesiyle eş anlamlı davrandığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Filistin halkına Türkiye sahip çıkmalıdır” dedi.

 




Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş İsrail’in Filistinlilere yönelik olarak Gazze’ye geçekleştirdiği saldırı üzerine önemli açıklamalarda bulundu. Filistin olayında alınması gereken bir dersten bahisle son olaylara değinen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “Aslında Filistin toprakları hepimizin bildiği gibi orada yaşayan İsraillilere maalesef bizzat Filistinliler tarafından pazarlanmıştır. Yani satılmıştır. Biz üniversitede okurken satılan toprakların mahiyeti hakkında tanıdığımız Filistinli arkadaşlarımıza sorular sorduğumuzda, dedelerine ve babalarına beddua ettiklerini, yanlış bir iş peşinde olduklarını bize cevap olarak veriyorlardı.  Hülasa İsrail, gökten zembille inerek o topraklara gelmedi” dedi.

Türkiye sahip çıkmalı
İsrail’in merasim için toplanan öğrencilerin üzerine bomba yağdırdığını dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “300’e yakın insan İsrail tarafından şehit edildi” dedi. İsrail saldırılarının uzun yıllardan beri devam ettiğine dikkat çeken BTP Genel Başkanı  “yapılması gereken Türkiye’nin o bölge halkına sahip çıkmasıdır” diye konuştu. Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Yapılması gereken, Türk hükümetlerinin o bölge halkına sahip çıkmasıdır. Türk hükümetlerinin sahip çıkması Filistin halkını bir defa çok rahat bir zemine kavuşturacak. Can, mal ve namus emniyeti ciddi bir biçimde yaşanacaktır. Dikkat ederseniz, Filistin olaylarının başladığı günden bu güne kadar o coğrafyadaki halkla gerek kültür, gerek maneviyat, gerek din bakımından sanki hiçbir ortak yönümüz yokmuş gibi uzaktan seyirci kalıyoruz. Bu hakikaten bize göre çok yanlış bir davranış. Olması gereken bu değildir. O topraklar üzerinde yaşayanlar her şeyden evvel bizim Müslüman kardeşlerimiz. Bir kültür birlikteliğimiz bir medeniyet birlikteliğimiz var. Kabul etsek de etmesek de tarihten gelen bir siyaset birlikteliğimiz var. Bu kadar birlikteliğimiz olan insanlarla biz bu günlerde birlikte olmayıp, onların elinden tutmayacağız, hangi zamanda el tutacağız?”

Devlet işlerinde ‘görüşmem’ denilmez
İsrail Başbakanı Ehut Olmert’İn bir hafta önce Türkiye’de Başbakan Erdoğan’la görüştüğüne işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “bu görüşmede İsrail’in Gazze’ye saldıracağı konuşulmadı mı?” diye sordu. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “İsrail Başbakanı Olmert, bir hafta evvel Sayın Başbakanımızla birlikteydi. Şimdi bu olacak olan hadiseleri Sayın Başbakan Olmert’ten ima yoluyla bile olsa duymadı mı? Kesinlikle duydular. Çünkü ateşkes olayının ihlali yeni değildi. Olmert’in Türkiye’de olduğu günlerde Hamas tarafından füzeler karşı tarafa atılıyordu. Bunlar konuşuldu. Ne konuşuldu ki, Sayın Başbakan bir daha dönmemek üzere bütün kapıları kapattı? ‘Olmert’e dönmeyeceğim’ diyor. Niye dönmeyeceksin? Sen çocuk mu kandırıyorsun. Senin vazifen, olan olayları yorumlayıp, önünü kesmektir. Oradaki insanların can, mal ve din emniyetine sahip çıkmaktır. Sen bunu ne zaman yapacaksın ki? Olmert Türkiye’ye geldiğinde yapmadın. Aranızda yapılan konuşmalarla beraber belki de bu taarruzun imkânları senin de farkında olmadığın bir şekilde hazırlanmıştır. Şimdi de diyorsun ki ben bunlara telefon açmam, onlarla görüşmem. Çocuk mu kandırıyorsun? Devlet işlerinde ben konuşmam, telefon açmam sözcüklerinin yeri olabilir mi?”

Hükümet atalet içinde
İsrail’in Filistin’e saldırısında hükümetin atıl kaldığına dikkatleri çeken Prof. Dr. Haydar Baş, bu ataletin bir an önce terk edilmesi gerektiğini söyledi. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Türk hükümeti bana göre de bu konularda maalesef çok atıl vaziyette kalmıştır. Bu ataleti bir an önce terk etmesi ve oradaki insanlara duygusal değil, hukuki yönden sahip çıkması lazım. Neden? Çünkü sen Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanı değil misin? Yani Bush’un müdahalesini en kısa zamanda temin edecek birinci insansın. Bush’la da konuşmuyorsun. BM sekreteriyle konuşuyorsun. Ne alakası var yahu? Yani asıl oranın patronuyla beraber senin ciddi bir hukukun olmasına rağmen onunla konuşmuyorsun ve hiç ilgisi olmayan BM sekreteriyle bu konuyu halletmeye çalışıyorsun.
Bu ‘öpmek istemem seni, sorarım yanağın nerede’ hikâyesiyle eş anlamlı bir davranış tarzıdır. Hükümetin de bundan sonra Filistin meselesinde ciddi düşünmesi ve bu konuda nasıl çözülecekse hem Filistinlileri bu konuda ikna etmesi hem de İsrail’i bu konuda tatmin etmesi lazımdır. Böylece artık bu yaranın kanamasının durması gerekmektedir.

Katil İsrail vuruyor dünya duruyor


Dünyanın suskunluğundan aldığı cesaretle İsrail, Filistinli müslümanların üzerine canavarca bomba yapdırmaya yine devam etti. Şu ana kadar 350’den fazla şehit verildi.

 



İsrail’in Gazze’ye bu güne kadar emsali görülmemiş vahşilikte saldırısında ABD yapımı çok güçlü bombalar kullanıldı. 350’den fazla kişinin öldürüldüğü saldırılarda aralarında kadın çocukların da bulunduğu binlerce Filistinli yararlandı.
İsrail, 1967 yılındaki 6 Gün Savaşlarından bu yana bir defada bu kadar çok kişinin öldürüldüğü saldırı gerçekleştirmemişti. İsrail daha önce de Gazze ve Batı Şeria’ya ikinci intifada boyunca saldırmış, polis merkezleri bombalanmış ama bu kadar can kaybı yaşanmamıştı. O dönemde hedefte Hamas yerine El Fetih olmuştu.

Son saldırı resmi olarak “Hamas’ın karargahları”na yönelik olarak açıklansa da, saldırının özellikle gündüz saatlerinde gerçekleştirilmesi, polis sivil ayrımı yapılmaması ve Cami, okul gibi özellikle insanların toplu bulunduğu alanların seçilmesi, İsrail’İn hedefinin Lübnan saldırısında olduğu gibi öldürebildiği kadar insan öldürmek olduğunu gösteriyor. Çünkü İsrail, Gazzelilerin ambargo ile yola gelmeyip Hamas’a karşı bayrak açmadığını düşünüyor ve dünyanın sessizliğinden de yararlanarak Filistinlileri cezalandırmak istiyor.

Okullara bomba yağdı
İsrail savaş uçakları, Gazze Şeridi’ndeki İslam Üniversitesi’ni bombaladı. İsrail’in kıyı bölgesine yönelik seri hava saldırılarılarında Hamas’ın kültürel simgesi olarak kabul edilen İslam Üniversitesi de bombalandı. Ayrıca Gazze’de Hamas’ın İçişleri Bakanlığı binası da bombalandı. Olayda binada ölen ya da yaralan olup olmadığı ise henüz açıklankmadı. İsrail’in, önceki gün başlattığı operasyonda ilk kez bir hükümet binasını hedef aldığı belirtildi.

Endonezya savaşçı gönderecek
Endonezya’da İslami Koruyucular Cephesi örgütü, İsrail saldırılarında 350’den fazla kişinin öldüğü Gazze Şeridi’ne göndermek için binden fazla savaşçı toplamayı planlıyor. Örgütün genel sekreteri Ahmed Soebri Lubis, Gazze’ye gönderilecek savaşçıların fiziksel koşullarının iyi olması, güçlü bir inanca sahip ve ölmeye hazır olmaları gerektiğini belirtti. Lubis, örgütün, gelecek birkaç gün içinde başkent Cakarta’daki karargahlarında savaşçı toplamaya başlayacağını kaydetti.           TUNALIM



IMF, 'GEBERİN'; MİLLİ EKONOMİ MODELİ, 'YAŞATACAĞIM' DİYOR

11:16, 14/12/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı
 

İşte IMF’nin “krizden çıkış” için Türkiye’den istedikleri:
* 2009 büyümen sıfır olacak. Bütçe harcamalarında 8 ilâ 10 milyar dolar kısıntıya gideceksin.
* Gıda, ilâç, tekstil ürünlerinde KDV’yi yüzde 18’e çıkartacaksın.
* Maaşlarında artışa sebep olacak personel reformundan vazgeçeceksin.
* Sağlık harcamalarında kesintiye gideceksin.
Bütün bunları yaptığında ben de IMF olarak ey Türkiye sana 19 ilâ 25 milyar dolar “faizli borç” vereceğim.. IMF’nin son 50 yıl içerisinde 19’uncu kez dayattığı ve hükümetin, “Krizden kurtulacağım” diye kabul ettiği bu şartlar kelimenin tam anlamıyla  “Türkiye’nin batırılması” ve “Türk halkının sefalete mahkûm edilmesi”dir.
Niçin böyle söylüyoruz?
Çünkü IMF Türk halkının eli para, kursağı yiyecek, hastası ilâç bulamasın istiyor. IMF şu günlerde gemi korsanlığı ile şöhret bulan Somali’de de benzer bir program uygulamıştı. Somali kendine yeterli bir ülkeydi. IMF girdi, Amerikan müdahalesi bekler hale geldi.
IMF vasıtasıyla ABD Somali’ye girecek.. Afrika petrollerine el koyacak. IMF Raunda’da, Brezilya’da, Peru, Bolivya ve Rusya’da yıkımlara sebep oldu. Ve IMF Yugoslavya’da kanın gövdeyi götürmesi sonuçlarını doğurdu.
IMF nereye girdiyse önce o ülkenin yer altı ve yerüstü servetleri yabancıların eline geçti, halk fakirleşti ve bir müddet sonra  oraya Batılı güçlerin askerleri ayak bastı. Nitekim 2004 yılı Nobel Ekonomi Ödülünü alan ABD’li profesör Edwvard Prscott, “IMF ve Dünya Bankası dünya ekonomisine faydadan çok zarar veriyor” diyor ve ekliyor:“IMF ve Dünya Bankası hükümetlerin dış politikalarını uygulamalarını sağlayan araçlar olarak faaliyet gösteriyor. Bu kurumların kriz halindeki ülkelere borç para vermesi, bir kokain bağımlısına uyuşturucu vermesinden farksızdır!”
Gerçek bu olduğu için Sayın Haydar Baş,  “IMF güdümündeki bir politika ile krizden çıkış imkânsızdır” diye bas bas bağırıyor ve bunun sebeplerini bir bir açıklıyor amma kulak veren hani?
Mutabakata varıldığında IMF Türkiye’ye 25 milyar dolar borç verdi, diyelim. Türkiye bu parayı ne yapacak?
IMF’nin direktifleri doğrultusunda fabrika sahiplerine verilecek. Yani çarçur edilecek ve Türkiye 25 milyar dolar borçlandığı ile kalacak.
Fabrika sahibine vermek parayı çarçur etmek midir?
Evet, öyledir. Diyelim ki stoklarında 150 bin ürün bulunan bir fabrika sahibine sen 10 milyar dolar verdin. O kişi parası olmayan Türk halkına bu ürünleri nasıl satacak? Avrupa’ya satması da mümkün değil. AB’nin en büyük gelir kaynağı Amerika’ya yaptığı ihracat. Amerika da ekonomik krizde. AB başta Türkiye olmak üzere bütün ülkelerden yaptığı ithalatta kısıntıya gidiyor.
Nitekim Türkiye’nin kasım ayı ihracatı tam yüzde 23 oranında düşmüş durumda.
Oysa Prof. Dr. Haydar Baş, para tepelerde çarçur edilmesin, tabana yayılsın. Herkese 500’er lira vatandaşlık maaşı bağlansın, diyor.
O zaman ne olur? Cebinde parası olan halk bir talep patlaması oluşturur, fabrikaların, imalathanelerin çarkları dönmeye başlar. Devlet de ekonomideki bu canlılıktan tahmin edilenin üzerinde vergi toplar ve bu vergilerle ülkenin âtıl kaynaklarını harekete geçirir.
Sayın Baş böyle söylüyor ve matematik olarak da verilen her 500 YTL vatandaşlık maaşının ve diğer sosyal yardımların bir yılda devlete dört-beş katı vergi olarak nasıl geri döneceğini bütün dünyaya ispatlamış bulunuyor. Bu sese niye kulak verilmiyor?
Hasan Demir:Yeniçağ gazetesi


Arslan Bulut'un Yazısı: Her vatandaşın cebine para koymak kimin politikasıydı?

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=6245

Hasan Demir'in Yazısı: Amerika, Rusya ve Çin, Haydar Baş'ın farkında

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=6251

MUTLAKA GÖZ ATMANIZI TAVSİYE EDİYORUM---TUNALIM...

Hayırlı Bayramlar.
Rabbim cümlemizi tekrarına erdirsin.



BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ

11:48, 2/12/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı

 

                          
 
Ülkemiz gerek içte gerek dışta sürekli kan kaybetmeye devam ederken, küresel güçler; medya desteği ve AB destekli sivil toplum örgütleri vasıtasıyla vatandaşı yanlış yönlendirerek iyimser hava estirip, adeta sahte cennet senaryolarıyla milletimizi aldatmaya devam etmektedirler. Huzursuzluk sadece ülkemizle de sınırlı olmayıp, batısından doğusuna bütün dünyaya yayılmış vaziyettedir.
                                                
Osmanlı’nın cihan hâkimiyetinin sona ermesinden bu yana, insanlık ailesinin yüzü bir türlü gülmedi. Hayatı kan, zulüm, işkence ve işgallerle geçti. Haçlı ruhunun küreselleşme adı altında maskesini değiştirdiğinden bu yana; zulüm ve açlık insanlığın arkadaşı olmuştu.
Genelde dünya insanlığı, özelde Türk Milleti, Haçlının yerli ve yabancı güçleri tarafından kuşatılmış, can damarları kurutulmuş, ayakta duracak mecali bile kalmamıştı.
Onu bu sefaletten kurtaracak bir sesi, bir soluğu hep bekledi durdu…
Halkımızın, “ne olacak halimiz?” dediği zamanda duydukları sesler hep; malum seslerdi:
“AB olmazsa olmaz”
“ABD dünyanın en hâkim gücüdür o istemeden hiçbir şey olmaz”
“IMF ile kamçı yemeden, bir ortak gibi çalışacağız”
“AB uyum yasalarının dışında bir şey düşünemeyiz”
“Kenar ülke konumuna düşmemek için AB ile bütünleşmek zorundayız”
vs…
                                                
Eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasete, hatta günlük yaşantımıza varıncaya kadar her şeyimiz; dışarıdan estirilen rüzgârlarla tarumar edildi. İnsanımız adeta sindirilmiş bir vaziyete dönüştürüldü.
Yaban ellerden gelen telkinlerle sanki hipnoz edilmiş insanımız, kendi benliğini kimliğini dahi tanımaz bir hale düşmüş; canından bezmiş bir haldeydi.
İnsanımız öyle bir hale düşürülmüştü ki küresel güçlerin dışında hiçbir çözüm olmadığına inandırılmıştı.
                                                
Hayatını insanlığın hizmetine adayan bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş milletimizin bu durumuna duyarsız kalamazdı. Gecesini gündüzüne katarak şahsına münhasır bir model olan “Milli Ekonomi Modelini” hazırladı. “Durun, buralar çıkmaz sokak” diyerek gerçek çözümün adresinin “Milli Ekonomi Modeli” olduğunu gösterdi.
Evet, insanlığın beklediği ses, bu ses işte…
Dünya çapında bilim adamları, Prof. Dr. Haydar Baş beyin bu sesine kulak verip, onun bu tezini deklere etmektedirler.
Bilim adamları düzenlenen 4 Uluslararası Kongreyle; “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Mille Devlet” tezini dünyaya haykırdılar. Vatandaşımızın bu fırsatı değerlendirmekten başka yolu kalmamıştır. Sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın sosyal sıkıntılarına son vermek istiyorsanız;
Ey ehli vicdan, duyun bu sesi..!
Adi Türk'tür bu vatanin,Türk kalacaktır.
  

TUNALIM....


ABD 11 EYLÜL DEN BETER OLACAK !....

11:47, 2/12/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı

 Fox haberleri(world of news)

ABD 11 Eylül'den beter olacak!
ABD 11 Eylül'den beter olacak!
02 Aralık 2008 Salı 21:27
Terörizmi Önleme Komisyonu raporunu açıkladı. ABD'yi büyük bir tehlike bekliyor. Bakın saldırı bu kez nasıl olacak?

ABD'de Kitle İmha Silahlarının Yayılması ve Terörizmin Önlenmesi Komisyonu'nun hazırladığı raporda, 2013 yılından önce Amerikan topraklarında nükleer veya biyolojik silahlarla bir terörist saldırının gerçekleşebileceği ileri sürüldü.

OBAMA'YA TAVSİYE

ABD'de Başkan yardımcısı seçilen Joe Biden'a bilgi veren partiler üstü komisyon, 20 Ocak'ta görevi devralacak Barack Obama yönetimine, bu tür terörist saldırılarla mücadele için hazırlıklı olmasını tavsiye etti. Kamuoyuna yarın açıklanması beklenen ancak Associated Press tarafından ele geçirilen raporda, ülke güvenliğinin giderek azaldığına işaret edildi.

BİLİMADAMLARI BİLGİLERİNİ SATABİLİRLER

Komisyon aynı zamanda yeni yönetimden, Ulusal Güvenlik Konseyi'ne, nükleer ve biyolojik silahlarla mücadelede Amerikan istihbaratı ve dış politikasını koordine etmek üzere bir yetkili atamasını da istedi. Florida Senatörü Bob Graham ve Missouri Senatörü Jim Talent'ın başkanlığındaki komisyon, terörist grupların halen, nükleer bomba yapmaya yetecek bilimsel ve teknik kapasiteden yoksun olduğunu belirtmekle birlikte, bu açığın, bilgilerini paylaşmaya veya satmaya istekli bilimadamlarının desteğiyle kapatılabileceği uyarısında bulunuyor.

BİYOLOGLAR TERÖRİSTE DÖNÜŞEBİLİR

Raporda, ''ABD teröristlerin biyolog haline dönüşmesinden daha az endişelenmeli ve biyologların teröriste dönüşmesinden korkmalı'' denildi. Komisyon, biyolojik silahların, ele geçirilmesi daha kolay olduğu için kullanılma ihtimalinin daha yüksek olduğunu, ancak nükleer ve radyoaktif silahların, nükleer bölgeler çok iyi korunduğu için daha zor elde edilebileceğini kaydetti. Raporda, Amerikan hükümetinin hazırlıklarının nükleer terörün önlenmesiyle ilgili olduğu belirtildi ve biyolojik teröre karşı hazırlığın öncelikli olması gerektiği savunuldu.

ŞARBONUN KULLANILMA İHTİMALI ÇOK YÜKSEK

Senatör Graham, şarbonun halen kullanılma ihtimali en yüksek biyolojik silah olduğunu kaydetti. Ancak Graham, 20'inci yüzyılda 40 milyon kişinin ölümüne yol açan grip virüsünün büyüyen tehditler arasında olduğunu da söyledi. Mumbai'deki saldırılara işaret eden Graham, bu saldırılarda biyolojik veya nükleer silah kullanılsaydı ölüm oranının çok daha fazla olacağına işaret etti.

TERÖRİSTLER PAKİSTAN KAYNAKLI

Raporda, nükleer ve biyolojik silah yapanların Pakistan kaynaklı olduğu da savunuldu. Hatta komisyon üyelerinin, sonbaharda Pakistan'a yapmayı planladığı ziyaretin, kalacakları İslamabad Marriott Otel'in, teröristler tarafından bombalanması üzerine iptal edildiği de belirtiliyor. Senatör Graham, ''Zamanın bizim dostumuz olmadığını düşünüyoruz. ABD, bir aciliyet hissi içinde hareket etmeli'' dedi.
TUNALIM.......Kaynak:İnternet haber



PROF. BAŞ: EHL-İ BEYT ÜNİVERSİTESİ KURACAĞIZ

05:29, 1/12/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı


Allah’ın ve Hz.. Peygamber’in methine mazhar olan Ehli Beyt anlayışının üniversitesini kuracağım” diye konuşan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “bu bize Allah’ın bir lütfu olacak” dedi.

Yaz başından bu tarafa üçüncü kez yurt turuna çıkan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş gittiği hemen her ilde Alevi dernek ve vakıflarıyla cem evlerini ziyaret ediyor, bu kesimin önde gelen isimleriyle bir araya geliyor. BTP Genel Başkanı son durağı olan Mersin’de de Hacı Bektaşi Veli kültür merkezini ziyaret etti. Burada Prof. Dr. Haydar Baş’ı Kültür Merkezi Başkanı Haydar Karaduman karşıladı. Karaduman, “Sizi burada görmekten gerçekten çok memnun olduk. Bize karşı olan düşünceleri bildiğim için daha da çok memnun oldum efendim, sağ olun var olun geldiğiniz için” diye konuştu.

Gözü dışarıda olanlar milletin sesine sağırdır

Prof. Dr. Haydar Baş Hacı Bektaşi Veli Kültür Merkezi’nde yaptığı değerlendirmede, “gözü ve gönlü dışarıda olanlar bu milletin evlatlarının sesini duyamaz” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Bir insan başbakanlık mevkiine gelmiş, ‘ben Katolik nikâhıyla bu batıya bağlıyım’ diyor. O kültüre bağlı olan insan seni tanıyamaz, seni anlayamaz, beni anlayamaz. Biz ne kadar feryat edersek edelim onun kulağı o tarafta, bu tarafta değil. Kulak burada olacak ki, söyleneni duysun, manasını anlasın ondan sonra da hayata geçirsin. Sen anlamıyorsun ki hayata geçiresin.”

Ehli Beyt’e hayranım

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş ziyareti sırasında Alevilik üzerine dikkat çekici açıklamalar yaptı. Aleviliğin temelinde Ehli Beyt anlayışının olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş ‘ben bu kesime hayranım’ dedi ve devamla şunları söyledi: “Çünkü Anadolu’nun İslamlaşmasında hepimizin bildiği gibi asıl fonksiyonu Hacı Bektaşi Veli Efendimizin alperenleri yerine getirmiştir. Anadolu’yu karış karış gezerek ocak ocak, kapı kapı insanları Müslüman etmişlerdir”

Cem evleri meşreptir

BTP Genel Başkanı konuşmasında cem evi konusunda da çarpıcı açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Haydar Baş, “Cem Evleri meşreptir. Yani insanların terbiye edildiği, nefislerinin tezkiye edildiği yerlerdir. Burada ilahiler okunur, Kuran okunur, ne bileyim Allah’ın esmaları ve isimleri okunur, zikrullah yapılır budur. Tekkeye baktığınızda o da aynısıdır. İnsan kendi dinini meşrebini öğrenmedikten sonra uygulamada da elbette çok ciddi zaafları ve yanlışları olacak. Bunlar zaman içerisinde sanki oranın bizatihi kendi varlığından kaynaklanan yanlışlardır diye topluma lanse edildi” dedi.

Ehli Beyt üniversitesi kuracağız

Bir işin aslını öğretmezseniz zamanla yapılan bazı yanlışlar o işin aslı gibi algılanmaya başlar” diyen Prof. Dr. Haydar Baş şu ana kadar hiç gündeme getirilmeyen bir konuya girdi ve “bir Ehli Beyt üniversitesi kuracağız” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Peygamberin methine olan Allah’ın methine mazhar olan bir neslin, bir anlayışın ve bir ilmi doktrinin ben üniversitesini kuracağım. Bu da belki Allah’ın bana ayrıca en büyük lütfu olacak.”

En büyük sorunumuz tefrika

Alevi toplumu haklarını alamıyor” diyen Prof. Dr. Baş, “bence Türkiye’nin en önemli sorunu birlik ve beraberliğimizi zedeleyen tefrikadır” diye konuştu. BTP Genel Başkanı, “Bence tüm ülkenin tek meselesi –evet çok meselesi var ama– ilk meselesi bu tefrikayı bu fitneyi ortadan kaldırıp herkesi yerli yerine oturtmaktır. Şu ülkenin huzuru, mutluluğu tadı birlikten beraberlikten geçer. Ama kalkıp ta bir Allah kulu da bu kutupları bir araya getirmenin cehdi ve gayreti içerisine maalesef girmedi bu güne kadar.. Ama bu böyle giderse bu ülkede huzur olur mu? Mutluluk, barış, sevgi ve saygı olur mu? En basit bir meselede bakıyorsunuz biri o tarafta öbürü bu tarafta. Yani bir gün yok ki, insan bu tefrikayı gördüğünde huzur bulabilsin” dedi.

‘Sizler bize dostsunuz’

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren kültür merkezi başkanı Haydar Karaduman Alevi toplumunun sorunlarını dile getirdi. Karaduman şunları söyledi: “Sizin gibi dostlarımızı aramızda gördüğümüz zaman daha güçlü oluyoruz. Daha destek buluyoruz. Türkiye’nin barışı için, Türkiye’de kardeşlik ortamı oluşturulması için, refahı için, Türkiye’nin daha mutlu bir ülke haline gelmesi için bizim tüm isteklerimiz bu yöndendir. Biz ayrıcalık istemiyoruz. . Biz ülkenin üniter yapısı korunarak kendi özgürlüğümüzü, inanç özgürlüğümüzü istiyoruz. Başka herhangi bir talebimiz yok.”


[28.11.2008]
http://www.btp. org.tr/index. php?sayfa= icsayfa&sirano=1600

E-bulten okunmuyorsa lutfen dil ayarlarinizi UTF8 yapiniz yada linke tiklayiniz.
 
BTP'ye uye olmak icin : http://www.btp. org.tr/uyelik. php
E-bülten listesine kayit : http://www.btp. org.tr/postalist esi.php
iletisim : [ basin @ btp.org.tr ]

TUNALIM...


BATININ DA KURTULUŞU MİLLİ EKONOMİ MODELİ'NDE

12:17, 7/10/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı

 

 

 

..


BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, İstanbul Sultanbeyli’de, sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda Batının da kurtuluşunun Milli Ekonomi Modeli’nde olduğunu söyledi.

Ramazanın başından itibaren her gün bir ilde düzenlenen iftara katılan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr Haydar Baş, ikinci kez İstanbul’daydı. Daha önce Çatalca’da vatandaşlarla oruç açan BTP Genel Başkanı, bu kez İstanbul’un Anadolu yakasının hızla gelişen ‘problemlerle yüklü’ ilçesi Sultanbeyli’de vatandaşlarla biraraya geldi. Düzenlenen iftar programına BTP Genel Başkanı parti kurmaylarıyla katıldı. Çok sayıda vatandaşın katıldığı programda ilk sözü BTP kurmay heyetinde yer alan akademisyenler aldı.

Bu sofralar nadir

BTP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ata Selçuk, böyle iftar sofralarının artık nadir hale geldiğini dile getirerek, “Herkes bir papaz bulup, ona dua ettiriyor. Herkes papazı buluyor. Papazı bulanlar devleti düşünecek değil. Bunun neticesinde topraklarımız satılıyor, kanunlarımız Avrupa tarafından dikte ettiriliyor” dedi.

Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu da, yapılan özelleştirmelere dikkat çekerek, “Aslında yapılanlar özelleştirme değil, yabancılaştırmadır. Memlekete gelir sağlayan kamu kurumları yabancılara peşkeş çekilmiştir” diye konuştu.

Gerçek reçete yazılmıştır

Prof. Dr. Metin Tulgar da, “elektriğe, doğalgaza zam, işçiye, memura zam yok” dedi. Toplumun bu kesimlerine zem yapılması halinde ekonominin batacağını savunanlar olduğunu hatırlatan Tulgar, gerçek reçetenin Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yazıldığını vurguladı. Tulgar “Bu reçeteye uymak lazım, aksi takdirde hastalık düzelmez” dedi.

İşi ehline vermek lazım

Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu da, mevcut iktidarın ülkenin sorunlarını çözemediğine işaret ederek, “Şimdi Başbakana sesleniyorum. Bu millet size en üst makamlara taşıdı. Ancak meseleleri çözemediniz. Siz gerçekten samimi iseniz yapacak tek bir şey kalmıştır. İşi yapana, ehline teslim etmeniz lazım. Bu da bir hizmettir. Buyur Hocam gel demeniz lazım” dedi.

“Sizin partiniz BTP’dir”

Akademisyenlerin ardından kürsüye BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar baş geldi. Konuşmasında Milli Ekonomi Modeli’ni ve modelde yer alan Sosyal Devlet projelerini tek tek anlatan Prof. Dr. Haydar Baş “Sizin partiniz çözüm partisi olan BTP’dir” diye konuştu.

BTP Genel Başkanı, “Bu Sultanbeyli’de oturan annelerim, kızlarım, gelinlerim: sizin bir tane partiniz var. O da BTP’dir. Niye? Size maaşı verecek olan kim? BTP’dir.”

Sürekli büyüme şart

Sürekli büyüme sağlanmaz ise ekonomi durağanlaşır, bunun sonu ise çöküştür” diyen BTP Genel Başkanı, dünya piyasalarındaki krizin nedeni olarak da bunu gösterdi. Bu kanunun sonucu olarak bütün Batının batmasının kaçınılmaz olduğuna işaret eden Prof. Dr. Baş, “Kimsenin kuşkusu olmasın. Hollandalı bilimadamının dediği gibi Batının da kurtuluşu Milli Ekonomi Modeli’ndedir. Bunun dışında çözümleri mümkün değil” dedi. 
 ABD NİN GÜNLERİ SAYILI
1990’lı yıllara damgasını vuran, serbest piyasa ekonomisinin zaferini ilan eden ‘Tarihin Sonu’ tezinin sahibi Fukuyama, ABD’nin günlerinin sayılı olduğunu belirtti.

 


Amerikan Newsweek haber dergisinden Fareed Zekeriya, ülkenin en ünlü yazarları arasında. ABD’nin iki elit üniversitesi Yale ve Harvard’da öğrenim görmüş Hindistan doğumlu yazar, dış politika ve güvenlik politikaları alanında yazıları ilgiyle izlenen bir isim. Zekeriya dünya ve ABD’deki gidişatla ilgili şu saptamada bulunuyor: “Dünyanın en büyük şirketi Çin’de. Dünyanın en zengin adamı bir Meksikalı. En yüksek gökdelen Dubai’de bulunuyor, en büyük kumarhane ise Çin’de, Macao’da. Beş, on ya da on beş yıl önce Amerikalılar tüm bu kategorilerde öndeydi.”

Diğerlerinin yükselişi
Zekeriya bu olguyu, süper gücün çöküşü değil, ‘diğerlerinin yükselişi’ kavramıyla açıklıyor. Çin, Rusya, Hindistan gibi ülkelerin yükselişini gözlemleyen siyaset bilimci, ABD’nin bu değişen dünyaya ayak uydurması gerektiğini söylüyor: “Siyasi liderlik konseptinin değiştiğini görmemiz gerekiyor. Bir yönetim kurulunun başkanı, diktatör değil, başkan olduğu sürece başarılı olabilir.” Zekeriya, yeni Amerikan başkanının George Bush’tan daha az otoriter, daha uyumlu ve daha az tehditkâr olması gerektiğini vurguladı.
Filozof ve siyaset bilimci Francis Fukuyama ise bunu şu anki yönetimin de kavramaya başladığı görüşünde. “Başkan Bush, Başkan Bushluktan geri adım attı, zorunlu olarak dış politikada işbirliğine daha fazla önem vermeye başladı” diyen Fukuyama, ABD’nin gücünü doğru bir şekilde kullanmayı öğrenmesi gerektiğini belirtiyor. Fukuyama, “ABD iyi niyetli bile olsa, gücünü doğru yönde kullanacağına hiçbir şekilde güvenemeyiz. Çünkü dev bir goril hata yaparsa devirdiği çamların sayısı da çok fazla olur” dedi.

Süper gücün günleri sayılı
Fukuyama Irak savaşını örnek göstererek ABD’nin süper güç olarak günlerinin sayılı olduğunu belirtiyor: “Yirmi yıllık Amerikan egemenliği sona eriyor. Bu gelişime karşı koyabilecek hiçbir güç göremiyorum.
Amerikan yönetiminde de bu tür bir irade yok. Kaynakların dağılımı, alım gücü, askeri güç, hepsinde dengeler değişiyor.” Tarihçi Robert Kagan ise tamamen farklı bir görüşü savunuyor. Kagan şu an çok şeyin değiştiğini, dengelerin kaydığını, ancak ABD’nin süper güç konumunu koruduğunu öne sürüyor.


http://www.btp.org.tr/index.php?sayfa=icsayfa&sirano=1556
TUNALIM 




BTP NİN TARİHİ MİSYONU

11:17, 4/10/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı
     Adi Türk'tür bu vatanin,Türk kalacaktır.
  
Gerek Türkiye gerekse de dünya ekonomisi en sıkıntılı dönemini yaşamaktadır. Para sihirbazı diye nam salan, küresel para oyunlarına yön veren,
Ünlü dolar milyarderi George Soros, ABD’nin en büyük konut finansman şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac ile ilgili yaşanan kriz hakkında; "Bu vaka sonuncu değil. Yıl boyunca süren küresel mali piyasalardaki sıkıntı, hayatımdaki en ciddi mali krizi gösterdi"

''Sanırım dolar savunmasız, çünkü ekonomi durgunluğa gidiyor ve yetkililerin faaliyetleri borçların birikmesine yol açıyor.”dedi. Kredi krizinin sadece mali piyasalarda değil, ABD ekonomisinde artan bir etkisi olduğuna işaret eden Sorus, ''Gerçek ekonominin etkilenmeyeceği bir krizin olabileceğini düşünmek boş bir rüya'' dedi.


Demek ki iflas etmiş ekonominin, tıkanan piyasanın problemlerinin çözüm adresi olarak gösterilen AB ve ABD yanlı siyasette çökmüştür. Böylece batıdan umut bekleyenler için de suyun ucu görünmüştür. Şimdi milletimizin yapması gereken; yıllarını AB ve ABD kapılarında bekleyerek heba edenlerden hesap sormaktır. Yaşanan her kriz, yaşanan her problem milletimizin bağrından çıkan, derdi vatan ve millet olan Sayın Prof. Dr. Haydar Baş’ı haklı çıkarmaktadır. O, vatan sathını karış karış dolaşarak köy kent demeden, yaşlı genç, kadın erkek demeden bıkmadan usanmadan milletimizi gelecek tehlikelere karşı uyarmıştı. Özellikle de ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli ile dünyada yaşanacak ekonomik sıkıntıları yüksek öngörüsü sayesinde önceden sezmiş ve çarelerini sunmuştu.

Sayın Baş Milli Ekonomi Modelinde tüketim eksenli bir çözümden bahsetmiştir. Dünyada uygulanmakta olan önceki ekonomi modellerinin aksine iktisadın tarifinden tutun, paraya getirdiği farklı tariften, piyasada bulunması gereken para miktarını formülize eden emisyon hacmine varıncaya kadar farklı yorum ve çözümler sunmuştur. Çözüm önerilerini “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” adlı iki kitap ve dört uluslararası kongre ile dünyaya duyurmuş, dünyaca ünlü iktisat adamları, sosyal bilimciler Sayın Baş’ın tezi önünde hayranlıklarını dile getiren tebliğler sunmuş, şimdi kendi memleketlerinde gönüllü fikir elçiliği yapmaktadırlar. Şimdi Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli kitabından para hakkındaki tarihi tespitlerini aktaralım;


“Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi ve ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olması, iç ve dış harcamalarının borçlanmadan temin edebilmesinin adı ve formülüdür.
Çözümlerimize Milli Ekonomi Modeli’nde getirilen “Para tarifi” ile başlayalım.
Kapitalist anlayışa göre para, sadece mübadele ve tasarruf aracıdır. Bu anlayışta paranın “tahrik unsuru olması” ve “emek ve üretimin karşılığı olması” özelliği yok sayılmaktadır.
Para hakkında bilgi sahibi olmak için onun hangi fonksiyonları yerine getirdiğinin bilmek gerekir.
Milli Ekonomi Modeline göre paranın 4 temel özelliği vardır.
1- PARANIN TAHRİK UNSURU OLMASI :
Modelimizde para, emeği tahrik ederek mal ve hizmet üretimini sağlayan bir araçtır.
Yani para, diğer iktisat ekollerinin iddia ettiği gibi ekonomiler üzerinde “etkisiz eleman” değildir. Bilakis, işlemci olarak, üretim ve tüketimle ilgili niyetlerin açığa ve ortaya çıkmasına vesile olmaktadır. Bu özellik yalnızca Milli Ekonomi Modeli ile iktisat literatürüne girmiştir.

2- EMEĞİN VE ÜRETİMİN KARŞILIĞI OLMASI :
Günlük hayatta para olmadığında gıda, giyim, barınma, güvenlik gibi temel ihtiyaçlar karşılanamayacağı gibi; yeraltı ve yerüstü kaynaklarını çıkaracak emek de devreye konamaz.
Para, harekete geçirdiği emeğin ürettiği mal ve hizmetin karşılığıdır. Üretimi devreye koyacak paranın başlangıçta karşılığı olmayabilir. Ama üretimle beraber para, kendi karşılığını hatta daha fazlasını oluşturma kabiliyetindedir. Zati değeri olmayan paranın maliyeti, üretim faktörlerini devreye koyarak elde edilecek mal ve hizmetin değerinden çok daha az olacaktır.
Paranın bu vasfı da yalnızca Milli Ekonomi Modeli ile ortaya çıkmıştır.
Milli Ekonomi anlayışında piyasalarda dolaşan para maliyetsiz olduğu için, emeği tahrik edecek ve üretim faktörlerini devreye koyacak para da maliyetsizdir. Başlangıçta zati değeri olmayan para, emeği tahrik etmek ve devreye koymak suretiyle, mal ve hizmet üretimini sağlayarak kendine karşılık bulur.
Emeğin ve üretimin karşılığı olarak devreye girecek olan para, atıl duran insanların emeğini harekete geçirir. Nitekim mesela, yol yapımı için gerekli olan malzemeler dağlardan temin edilerek, yollar insanların hizmetine sunulabilir. Bu sayede hem insanların emeği değerlendirilecek, hem de yol yapılarak ekonomik bir değer oluşturulacaktır.


3- PARANIN DEĞİŞİM (MÜBADELE) ARACI OLMASI:
Piyasada bulunan her türlü mal ve hizmet, para ödenerek satın alınır. Bu, paranın mübadele özelliğidir. Değişimin tam olarak yapılabilmesi için piyasada yeterli miktarda paranın bulunması gerekmektedir.
Liberal ekonomilerde tedavüldeki bu para maliyetlidir. Maliyetli para üretimde kısıntıya neden olur. Talep daralması da görülür.
Liberal anlayışta temel yöntem olan paranın faizle piyasadan çekilmesi, mübadelenin sağlıklı yapılmasını engeller. Paraya olan ihtiyacın emisyonla piyasalara iadesi engellenerek piyasalara para satanların önü açılmış olur. Neticede toplum, tüketim kabiliyetini kaybeder ve en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz olur.
Artan dünya nüfusunun tüketim yapamaması, üretim miktarının yetersizliğinden değil, insanların o tüketimi yapacak paradan mahrum olmalarından kaynaklanmaktadır.
Ekonomi Modeli’nde mübadele için piyasada olması gereken para maliyetsizdir. Bu sayede paranın piyasalarda dönmesi, serbestçe dolaşımı, reel ekonomiye katkısı sağlanmaktadır. Mübadelenin yaygın şekilde yapılmasını sağlayan Milli Ekonomi Modeli, üretilen mal ve hizmetin değerinde mübadele yapılabilmesi için arz ve talebin dengede olmasını şart koşar.
Milli Ekonomi Modeli’nde denge, belirli bir matematik ölçüsü içerisinde, arz ve talebin bazen ayrı ayrı, bazen de aynı anda emisyonla desteklenmesiyle sağlanır. Bu yaklaşım ileride ele alacağımız sürekli büyümenin de formülüdür.

4- PARANIN TASARRUF ÖZELLİĞİ :
Liberal ekonomilerde paranın tasarruf edilmesindeki amaç faizle para kazanmaktır.
Dolayısıyla Liberal anlayışın değer saklama aracı olarak paraya yüklediği fonksiyonlar:
a- Paranın üretimden çıkıp, reel ekonominin dışına kaymasına,
b- Paranın tekelleşmesine,
c- Dünyada üretilen mal ve hizmetin global güçlerin eline verilmesine,
d- Üretim maliyetlerinin artmasına,
e- Talebin daralmasına,
f- İşçi ücretlerinin ve verimliliğin düşmesine neden olur.
Milli Ekonomi Modeli’nde piyasadaki para maliyetsiz olduğu için değer saklama aracı olarak para,
a- Mal ve hizmet üretimi,
b- Günlük tüketim ihtiyacının karşılanması,
c- Düğün, seyahat, hastalık gibi ileriye dönük ihtiyacın karşılanması için tasarruf edilir.
Tasarruf aracı olarak paraya yüklenen fonksiyon
a- Paranın serbest dolaşımına,
b- Üretim ve talebin artmasına,
c- Gelir dağılımının düzelmesine neden olur.
Şimdiye kadar yanlış uygulanan para politikaları ile, kişilerin tüketim kabiliyeti engellendiği gibi kaynakların da yeterince kullanılması imkansız hale getirilmiştir.

Modelimizde, bugün hızla gelişen ekonomilerde nedeni anlaşılamayan DURAĞAN DÖNEMDEN ÇIKIŞ VE BÜYÜMEDE SÜREKLİLİĞİN SAĞLANMASI temin edilirken, bir yandan da halledilmesi imkânsız gibi görünen İŞSİZLİK problemine çare olunmaktadır.

Bunun yolu olarak Sosyal Devlet anlayışı içinde ele alınan; ülke kaynaklarının, emisyonla desteklenmiş faizsiz krediler ve devlet – millet ortaklığı ile kurulacak üretim tesisleri yoluyla harekete geçirilmesi, üretim ve tüketimin beraber desteklendiği bir üretim seferberliği başlatılmasıdır.

Milli Ekonomi Modeli, üretimde devlet desteğinin sağlanması ile maliyetlerin aşağı çekilmesi, vergisiz bir ekonomi, faizsiz bir ekonomi, keyfi fiyatlandırmaya devlet tarafından engel olunması yaklaşımları ile de ENFLASYON sıkıntısını halletmektedir.


Bu bağlamda Milli Ekonomi Modeli, Kapitalist sistemin günümüze kadar çözemediği ve artık krizleriyle kabul ettiği GELİR DAĞILIMINDA DENGE, SÜREKLİ BÜYÜMENİN YAKALANMASI, TAM İSTİHDAMIN SÜREKLİ SAĞLANMASI meselelerini de tarihe gömmektedir.

Tezimizde devletin önemli bir vazifesi de, millete ait olan yeraltı ve yerüstü kaynaklarının milletin kullanımına açılmasının sağlanmasıdır. Bu sayede millete ait olan kaynakların yine millet tarafından işletilmesi ve kullanılması sağlanırken, bir taraftan da kaynakların doğru olarak işletilmesi ile üretim seferberliğinin hayata geçirilmesine katkıda bulunulacaktır.

Mesela, ülkenin herhangi bir yerinde bulunan petrol madeni bu ülkenin tamamına aittir. Ve milletin tamamına fayda verecek şekilde devlet tarafından işletilmelidir. Bu model devlet-millet ortaklığıdır. Kurulacak şirketin bir kısmının hissesi vatandaşlara ait olmalı, diğer kısmının gelirini ise devletin kamu harcamaları için ayrılmalıdır.


Milletin bu işletmelere ortak olması da emisyonun genişletilmesi yoluyla verilecek faizsiz kredilerle temin edilecektir.
Bu mesele, Türkiye’miz açısından ele alındığında ayrı bir önemi haizdir. Zira yaklaşık olarak 3 katrilyon dolarlık bir maden rezervine sahip olan Türkiye’ de yeraltı kaynaklarımız çıkarılan kanunlar ile yabancı şirketlere adeta peşkeş çekilmektedir. Sonunda “hazine üzerinde oturan dilenci”ye dönüştürülen Türkiye’de, kaynaklarımızı devrettiğimiz yabancılardan faizle para alır hale geldik. Bu bizim paramızı yine bize satmaktan başka bir şey değildir.


Uğur Kepekçi--TUNALIM...


ZAMLARIN NEDENI YABANCIYA SATIS

11:17, 4/10/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı
 
BTP Genel Baskani Prof. Dr. Bas, elektrikten dogalgaza yagmur gibi gelen zamlarin rekor cari acik ve kilit onemdeki sirketlerin yabancilara satilmasindan kaynaklandigini soyledi.

Bagimsiz Turkiye Partisi (BTP) Genel Baskani Prof. Dr Haydar Bas, Bursa’da yaptigi konusmada, son donemde yaz kuraginda yagmur gibi yagan zamlari degerlendirdi. BTP Genel Baskani, vatandasin belini buken zamlarin rekor kiran cari acigi kapatma politikasina ve enerji sektoru basta olmak uzere dev kuruluslarin yabancilarin eline gecmis olmasina bagladi. Partisinin uygulayacagi enerji politikasini da anlatan Prof. Dr. Bas, “Iktidarimizin 18. ayindan itibaren elektrige vatandasa bedava verecegiz” dedi.

Zamlarin asil nedenleri

Su anda Turkiye’nin cari acigi tam 52 milyar dolar oldugunu hatirlatan Prof. Dr. Bas, “Daha once bunlar borc para alip Hazine’de gosteriyorlardi ve caka satiyorlardi. Simdi elde avucta bir sey kalmayinca, bir sey yapacak halleri de kalmadi. 52 milyar dolarlik cari acigin kapanmasi lazim. Bunun icin ne gerekiyor? Milletin sirtina vurmak. Iste o yumruk sana da, geliyor bana da geliyor. Bu zamlarin asil nedeni bu?” diye konustu.
BTP Genel Baskani, ‘halki canindan bezdirdi’ dedigi zamlarin ikinci nedeni olarak da yapilan dev ozellestirmeleri gostererek, sunlari soyledi: “Kamunun elinde Petkim, Tupras, POAS, Telekom, Erdemir, Sumerbank, deniz ve hava limanlari, Seka gibi kuruluslar vardi. Bunlari bedava fiyatina bu arkadaslar elimizden cikardi. Peki, elimizden cikardi da Turkiye’nin yabanciya olan borcunu verdiler mi? Yok hayir, bunu da veremediler.”

Enerji sektorunde ip yabancinin elinde

Turkiye’deki enerji sektorunun bu satislar nedeniyle yabancilarin eline gectigini soyleyen Prof. Dr. Haydar Bas, artik ip onlarin elinde diye konustu ve sunlari soyledi: “Yabanci diyor ki, ‘ben enayi degilim’.. Turk milletine hizmet edemem. Yuzde 21 zam yapacagim. Hukumet de kontrol edemiyor, o da istenen zammi yapiyor. Aradan gecti uc dort ay, yabanci yine ne dedi? Yuzde 20 zam yapacagim. Gene yuzde 20 zam yapiyor. Ne etti yilbasindan bu gune kadar? Yuzde 42. Neden yuzde 42? Cunku enerji kaynaklarimizin tamamini bu arkadaslar elimizden cikardi.”

Care BTP’de

BTP Genel Baskani Prof. Dr. Bas, bu sozlerin ardindan partisinin enerji politikasini anlatarak, “Once yabancilarin gudumunden kurtulacagiz” dedi.Prof. Dr. Bas, sunlari soyledi: “Bu adamlari da kovmayacagiz, yanlis anlamayin. Biz mert bir milletiz, oyle verip de onun elinden alma da yok. Almaya tesebbus edersek, ne diyecegiz ona? Kac para verdin? 1 verdin, al sana 3... 2 de degil 3 verip o sekilde alacaksak, alacagiz.”

Elektrik bedava

BTP Genel Baskani, “Tum hesaplari en ince ayrintisina kadar yaptik, gunumuzde 3–4 baraj kurulan nehirlerdeki baraj sayisini arttirip, komur rezervlerini de devreye sokarak iktidarimizin 18’inci ayindan itibaren elektrigi halka bedava verecegiz” diye konustu.
Haydar Bas, sunlari soyledi:

“Biz kismet olursa o yatak boyunca en az yuz yerde yuz ayri baraj kuracagiz. Enerji uretim merkezleri olusturacagiz. Ve Turkiye’nin her tarafina cok az kayipla beraber, onlarin kaybettiklerini millete hibe olarak vermek suretiyle nasip olursa bunun onune gececegiz. Bak islenmemis komur kaynaklari var. Santraller kurulacak. Biz bu kaynaklari kismet olursa cogaltip size iktidarimizin 18. ayindan itibaren bedavaya enerji verecegiz.”Prof. Dr. Bas, bu aciklamalarin ardindan “Biz planimiz, programimiz ve projleremizle haziriz” dedi ve vatandastan tum sorunlarin cozumu icin destek isteyerek, “O zaman bakin ulke alti ayda duzeliyor mu, duzelmiyor mu? Oyle iki sene, uc senede degil alti ayda bu ulkeyi biz duzeltiriz, sevgili arkadaslar. Kimsenin kuskusu olmasin.”
TUNALIM...

BTP ÖZGÜRLÜKLERİN GARANTÖRÜ

11:15, 4/10/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı
 
Arrow BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Hatay’da bölgenin kanaat önderleri ve vatandaşlarla biraraya geldi. Baş, “Siyasilerin görevi inanç özgürlüğünü teminat altına almaktır” dedi.

Arrow Türkiye turunu sürdüren Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, kısa bir aranın ardından yeniden Güneydoğu’daydı. Prof. Dr. Baş’ın ilk durağı Hatay oldu.

Arrow BTP Genel Başkanı, düzenlenen açık hava toplantılarında bölgenin kanaat önderleri ve Alevi vatandaşlarla bir araya geldi. Prof. Dr. Baş Haydar, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Benim asıl ismim Ali Haydar’dır. Oğlumun bir tanesinin adı da Ali Haydar’dır. Bir tanesinin ismi Hasan’dır. Ötekinin ismi Hüseyin’dir. Babamın adı Hasan’dır. Ben hem Hasanım, hem Hüseyinim.”

Arrow Alevi vatandaşların şikayetlerini dinleyen Prof. Dr. Baş, hükümetin bu konudaki politikasını eleştirdi. Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “Eski kiliseleri tamir ediyorlar. Diyorum ki, tamam güzel kardeşim de benim Türkiye’de Alevi vatandaşlarım var. Bunlar Müslüman. Bunların cem evleri var. Bunların oturdukları mekânlar var. Niye siz bunlara maaş vermiyorsunuz, oraya bakım ücreti tahsis etmiyorsunuz? Bu diyor Alevi.. Tamam öteki Hıristiyan, bu Alevi Müslüman. Hz. Ali’yi çok sevdiği için adına Alevi dendi. Alevi kimdir? Ali’yi en fazla seven insandır. Elin oğluna kilise açıyorsun, harabelerini imar ediyorsun milyar dolarlar harcıyorsun ona bir kuruş vermiyorsun. Şimdi bunlara ders verme zamanı gelmedi mi arkadaşlar?”

Laughing BTP inanç özgürlüğünün garantörü Laughing

Arrow “Siyasilerin görevi vatandaşın inanç özgürlüğünü teminat altına almaktır” diyen BTP Genel Başkanı, “Sizin derdinizi ben çözeceğim” diye konuştu. Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “Oy zamanı geldiğinde sarmaş dolaş olurlar. Peki, güzel de senin hizmetin neden sadece bir tarafa da hepsine değil? Ben şahit olun ki ve Allah da şahittir ki, şu ülkede yaşayan tüm Müslüman kardeşlerimin hizmetine amade olacağım. Onların ihtiyaçlarını gidereceğim. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın. Her türlü inancı koruyacağız. Can emniyetimizi, mal emniyetimizi, namus emniyetimizi, din ve vicdan emniyetimizi ve eğitim hakkımızı yeminle konuşuyorum ben koruyacağım.”
Prof. Baş’ın Hatay’ın farklı bölgelerinde vatandaşlarla yaptığı sohbet toplantıları gün boyu devam etti. Bölgenin kanaat önderleri de BTP liderinin bu ziyaretinden memnun kaldı. Haydar Baş Hatay’da vatandaşların yoğun ilgisine “ev daveti”yle cevap verdi ve ortaya ilginç diyaloglar çıktı.

Laughing Prof. Dr. Baş’a sahip çıkacağız Laughing

Arrow Hataylı kanaat önderleri, Prof. Dr. Haydar Baş ve arkadaşlarının bölgeye teşrif etmelerinden memnun olduklarını dile getirdiler. Kanaat önderleri, şu ortak görüşü seslendirdiler: “Bu insan yoruluyor. Gayret ediyor. Bakın medya yazmıyor, televizyonlar çıkarmıyor. Bakın Hz.Peygamber bir konuşma yapacağı zaman kimse onu görmesin, kimse onun sesini duymasın diye etrafını sarıyorlardı. Hepimiz Prof. Dr. Haydar Baş’a sahip çıkalım. Hocam bizim canımızdır.”


Arrow E-bulten okunmuyorsa lutfen dil ayarlarinizi UTF8 yapiniz yada linke tiklayiniz. BTP'ye uye olmak icin : http://www.btp. org.tr/uyelik. phpE-bülten listesine kayit : http://www.btp. org.tr/postalist esi.phpiletisim : [ basin @ btp.org.tr ]

 TUNALIM.... Klipklak,izleyiniz
YENİ DUNYA DUZENI
Milli Ekonomi
ÖZLÜ SÖZLER
 


TÜRK MİLLETİ SERVET ÜZERİNDE YAŞIYOR..

11:14, 4/10/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı
Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz.

MTA verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye'nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28'inci, maden çeşitliliği itibariyle 10'uncu sırada yer alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.

Türkiye'de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77'sinin varlığı Türkiye'de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.

Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4'ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5'i, kömür rezervlerinin yüzde 1'i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8'i Türkiye'de bulunuyor.

Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72'ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.

ALTIN POTANSİYELİ

Türkiye'nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10'u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.

Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye'de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye'de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.

JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ

Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7'inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye'nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5'inci konumda.

KÖMÜR

Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.

YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER

Türkiye'de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda Türkiye'ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.

Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2,5'ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye'de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80'ini) endüstriyel ham maddeler oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.

DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ


Türkiye'nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.

Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.

2010 MADEN İHRACAT HEDEFİ 10 MİLYAR DOLAR

Türkiye'nin 2004 yılında yaklaşık 1,3 milyar dolar olan maden ürünleri ihracatı, 2005 yılında 1,5 milyar dolara çıktı. 2006 yılında yaklaşık 2 milyar dolara ulaşan maden ihracatı, geçen sene 2 milyar 715 milyon dolara yükseldi. Bu yılın ilk 6 aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34 arttı.

Maden ihracatında doğal taşlar 1 milyar 250 milyon dolar ile ilk sırada yer alıyor. Doğal taşlar ürün grubunu 544,3 milyon dolar ile metalik madenler, 491 milyon dolar ile endüstriyel ham maddeler takip ediyor.

Maden ihracatında bor, krom, selestit, manyezit, barit, mermer, ponza, feldspat gibi madenlerin ilk sırada yer aldığını ifade eden yetkililer, Türkiye'de yılda yaklaşık 60 milyon ton kadar üretilen kömürün ise büyük çoğunluğunun termik santrallerde olmak üzere yurt içinde tüketildiğini belirttiler.

Madencilikle yeniden yapılanma ve planlama dönemine geçildiğine dikkat çeken yetkililer, 2010 yılında da maden ihracatının 10 Milyar dolar olarak hedeflendiğini kaydettiler. Diğer önemli maden rezervleri şöyle:

-Çinko-kurşun: Türkiye'nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.

-Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.

-Krom cevheri:Türkiye'nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.ü

-Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72'sini elinde bulunduruyor.

-Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.

-Bakır:Türkiye'de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.

-Trona:Türkiye'nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.

-Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye'nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.

-Mermer ve doğal taşlar: Türkiye'nin 80 bölgesinde 150'den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye'nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.

-Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye'de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.

-Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.

-Bentonit: Türkiye'de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.

-Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.

(AA) Alıntı:Sabah gaz.TUNALIM...


SUYA HASRET MİLLETİME OKYANUSU SUNDUM

11:06, 4/10/2008  ..  0 Yorum  ..  Bağlantı

Kilis’te coşkuyla karşılanan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “Siz bir bardak suya muhtaçtınız ama ben sizin önünüze okyanusu koydum. Bu Allah'ın bir lütfudur” dedi.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, güneydoğudaki iftar programlarına Kahramanmaraş ve Gaziantep’in ardından Kilis’le devam etti. Kilisliler Prof. Dr. Haydar Baş’ı şehrin dört bir yanına astıkları "hoş geldiniz" yazılı pankartlarla karşıladı. Vatandaşların büyük ilgi gösterdiği iftar yemeğinde, davetliler arasında Rusya Bilimler Akademisi öğretim üyesi Prof. Dr. Victor Minin de vardı. Kilis’teki iftar yemeğinin ardından vatandaşlara hitap eden BTP Genel Başkanı, Türkiye’nin gidişatıyla ilgili genel bir değerlendirme yaptı. Siyasetin tıkanma noktasına geldiğini ifade eden Prof. Dr. Baş, “Mevcut iktidarın ve muhalefetin Türk halkına bir şey vermesi mümkün değildir” dedi. BTP Genel Başkanı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Gerek iktidar partisini gerekse muhalefetin, -bu Cumhuriyet Halk partisi de olabilir Milliyetçi Hareket Partisi de olabilir- size bir şey vermesi asla ve kat'a mümkün değildir. Neden diyeceksiniz. Çünkü iktidar ve bu saydığım partilerin tamamı, Türkiye’nin yıllık bütçesini hazırlarken -mali bütçeyi- kendilerinin iradesinde bir bütçe hazırlamıyorlar. Tarıma bir şey verebilmesi için bunu mutlaka bütçede göstermesi lazım. Ormancıya, işçiye ve memura bir şey verebilmesi için onu bütçede göstermesi lazım. Bu bütçede ne işçinin, ne memurun, ne emeklinin, ne çiftçinin, ne de çöpçünün yeri var.”

Çıkış yolumuz MEM’dir

"Siyasi ve ekonomik sıkıntılardan çıkış yolu Milli Ekonomi Modeli’dir" diyen BTP Genel Başkanı, Kilisli vatandaşların coşkuyla alkışladıkları konuşmasında önce bu modelde yer alan her Türk vatandaşına 500 YTL vatandaşlık maaşı ve yeni tarım modeli gibi projeleri anlattı. Ardından da bunu nasıl hayata geçireceğinin üzerinde durdu. Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Anadolumun güzel insanına her birini huzura rahata kavuşturacak imkânları hazırladım ve geçimlerini garanti altına aldım. Artı, projeleri hayata geçirebilmek için gerekli olan kaynakları gösterdim.”

Bor, Türkiye’ye kıyamete kadar yeter

Prof. Dr. Haydar Baş, yapmayı taahhüt ettiği projelerine kaynak olarak, tüketici kesimini güçlendiren özel vergi sistemini, devletin üretim ve emeğin karşılığı olarak para basması anlamına gelen senyoraj gelirini devreye koyması ve 3 katrilyon dolarlık yer altı madenlerinin devlet-millet ortaklığıyla işletilmesini gösterdi. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, iki çarpıcı örnekle, bu kaynakların nasıl yabancılara yok pahasına satıldığını ifade etti. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Biz Çayeli bakır işletmesinin sahip olduğu madeni çıkarıp işlediğimiz zaman en az 500 milyar dolar kıymete sahip oluyor. Sevgili arkadaşlar, biz bu kadar serveti kaç paraya ihale ettik biliyor musunuz? Sadece 49 milyon dolara. 500 milyar nerede, 49 milyon dolar nerede... Tam on binde biri fiyatına bu serveti feda ettik. Ve bor. Dünya bor medeni rezervlerinin yüzde 70’i Türkiye’de. Bor madeninin yüzde 30’u dünyanın bütün ülkelerinde, yüzde 70’i Türkiye’de. Bor ile Türkiye kıyamet sabahına kadar bakılır.”

Biz bu işi yapacağız

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, konuşmasında Kilislilerden bir döneme mahsus destek istedi. “Zaten biz geliyoruz, hiç merak etmeyin” diyen Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Evet, siz bir bardak suya muhtaçtınız ama ben sizin önünüze okyanusu koydum. Bu Allah'ın bir lütfudur. Şimdi hep beraber gelin karar verelim. Gerek belediye seçiminde gerekse genel seçimde Bağımsız Türkiye Partisi'ne destek verelim. Bu güne kadar A ya da B partisi adında partilerimiz olabilir. Allahın selameti onların başına olsun. Bakın, zaten biz geliyoruz yanlış anlamayın. Hep beraber var mısınız buna? Bu işi biz yapacağız Kilislim hiç merak etme.”




TUNALIM....Klipklak,izleyiniz
YENİ DUNYA DUZENI
Milli Ekonomi
ÖZLÜ SÖZLER