TUNALIM'IN DÜNYASI

mecelle.com2

Yazar: ramazansaman
05:28, 10/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
 

Sonraki dönemlerde Fıkh'ın "usûl" ve "fürû" şeklinde iki ana kısma ayrıldığını biliyoruz. Usûl kısmı, dini hükümlerin kaynakları ile bu kaynaklardan hüküm çıkarma metodlarını, fürû kısmı ise mezkür kaynaklardan belli metodlarla çıkarılan, elde edilen hükümleri, dinî-amelî kaide ve talîmatı ihtiva etmektedir.

-

-SAHÂBE DEVRİ

(Fıkhın Gelişme Çağı)

 

A- HULEFÂ-Î RÂŞİDİN DEVRİ

1- Devre Umûmî Bakış

2- Hüküm Kaynakları

3- İctihad ve İftâ Bakımından Sahâbe

4- Sahâbe Devrinde Hüküm ve İctihad Prensipleri ile Bazı Örnekler

5- Sahâbe Devrinde İhtilâf

6- Mezhebler

7- Sahâbe Fukahâsı

Hz. Ebû-Bekr

Hz. Ömer

Hz. Osmân

Hz. Alî

Abdurrahman b. Avf

Abdullah b. Mes'ûd

Zeyd b. Sâbit

Muâz b. Cebel

Ubeyy b. Kâ'b

Ebû-Mûsâ el-Eş'arî

Ebu'd-Derdâ Uveymir b. Âmir

Ubâde b. es-Sâmit

Ammâr b. Yâsir

Huzeyfe b. el-Yemân

Ebû-Zerr el-Ğıfârî

Selmân el-Fârisî

Ebû-Ubeyde b. el-Cerrâh

Ebû-Sa'îd el-Hudrî

Ummu-Seleme

Âişe bt. Ebû-Bekir

Abdullah b. Abbâs

8- Fıkıh Bakımından Devrin Özellikleri

9- Tedvîn

 

B- EMEVİLER DEVRİ

1- Nesil

2- Hadîs Rivâyeti

3- Nazarî Fıkıh

4- Hicaz ve Irak Medreseleri

5- Tâbiûn Fakihleri

6- Tedvîn

-

-ABBÂSÎLER DEVRİ

(Fıkhın Olgunluk Çağı)

A- DEVRE UMÛMÎ BAKIŞ

B- ABBÂSÎLER DEVRİNDE FIKIH

1- Din Bilgileri ve Abbâsîler

2- Fıkhın Genişlemesi ve Gelişmesi

3- Fukahânın İhtilâfı

4- İctihad Hürriyeti ve Mezheblerin Doğuşu

5- Rey ve Hadîs Mektepleri

C- TEDVİN FAALİYETİ

E- FUKAHÂ

 

Üçüncü Bölüme Ek

FIKIH MEZHEBLERİ

 

Birinci Alt Bölüm

(Dört Mezheb)

I- DÖRT İMÂMIN MEDRESE ve ÜSTADLARI

A- MEDRESELERİ

B- ÜSTADLARI

C- HAYAT HİKÂYELERİ

1- Ebû-Hanîfe

2- Mâlik b. Enes

3- İmam Şâfiî

4-Ahmed b. Hanbel

II- DÖRT İMAMIN İCTİHAD USÛLLERİ

A- EBÛ HANİFE'NİN USÛLÜ

1- Ebû-Hanife ve Hadîs

2- Kıyas ve İstihsân

3- İctihadından örnekler

4- Hanefî Mezhebi ve Hiyel

B- İMAM MÂLİK'İN USÛLÜ

1- Kitab

2- Sünnet

3- Kıyas

4- Sahâbî Kavli

İmam Mâlik'in ictihadından örnekler

C- İMAM ŞÂFİÎ'NİN İCTİHAD USÛLÜ

D- AHMED B. HANBEL'İN İCTİHAD USÛLÜ

III- MÜCTEHİD İMAMLAR ve MASLAHAT PRENSİBİ

A- EBÛ- HANİFE

B- İMAM MÂLİK

C- İMAM ŞÂFİ'Î

D- İMAM AHMED B. HANBEL

IV- İCTİHAD ve TAKLİD KARŞISINDA DÖRT İMAM

V- TALEBE VE ESERLERİ

A- EBÛ- HANÎFE

1- Talebesi

2- Kitaplar

B- ŞAFİ'Î

1- Talebesi

2- Kitaplar

C- MÂLİK

1- Talebesi

2- Kitaplar

D- AHMED B. HANBEL

1- Talebesi

2- Kitaplar

 

İkinci Alt Bölüm

(Yaşamayan Mezhepler)

I- el-HASENU'L-BASRÎ MEZHEBİ

II- EVZÂÎ MEZHEBİ

III- SEVRÎ MEZHEBİ

IV- el-LEYS b. SA'D MEZHEBİ

V- TABERÎ MEZHEBİ

VI- ZÂHİRİYYE MEZHEBİ

VII- SÜFYAN b. UYEYNE MEZHEBİ

VIII- İbn. RÂHÛYE MEZHEBİ

IX- EBÛ-SEVR MEZHEBİ

X- el-ABBÂDÂNÎ MEZHEBİ

XI- İbn Ebî-LEYLÂ MEZHEBİ

XII- el-EYLÎ MEZHEBİ

XIII- İBN YESAR MEZHEBİ

XIV- YAHYA b. ÂDEM MEZHEBİ

XV- ŞURAYH MEZHEBİ

XVI- NEBÎL MEZHEBİ

XVII- İbn KÂMİL MEZHEBİ

 

Üçüncü Alt Bölüm

(Sünnî Olmayan Fıkıh Mezhepleri)

I- HAVÂRÎC

II- ZEYDİYYE

III- İMÂMİYYE

 

Dördüncü Alt Bölüm

(Mezheplerin Yayılması)

I- YAYILMANIN ÂMİLLERİ

II- MEZHEBLERİN YAYILMASI

III- GÜNÜMÜZDE FIKIH MEZHEBLERİNİN BÖLGELERİ

 

-SELÇUKLULAR DEVRİNDE FIKIH
(Fıkhın Duraklama Çağı)
A- SİYÂSÎ DURUM
B- FIKIH TARİHİ BAKIMINDAN DEVRİN HUSUSİYETLERİ
1- Taklid Rûhu
2- Münazara ve Münakaşalar
3- Mezheb Taassubu
4- İctihad Kapısının Kapanması
C- TEDVİN HAREKETİ
1- Usûl ve Kitapları
2- Tercih Gayesine Yönelmiş Kitaplar
3- Mezheb Müdâfaasını Hedef Alan Çalışmalar
D- ADLİYE TEŞKİLÂTI VE KANUN
E- BAŞLICA FIKIH BİLGİNLERİ
Hanefîler
Mâlikîlerden
Şâfiîlerden
Diğer mezheblerden

-

-MOĞOL İSTİLÂSINDAN MECELLE'YE KADAR
(Fıkhın Gerileme Çağı)
A- SİYÂSÎ DURUM
B- BU DEVİRDE İCTİHAD ve FIKIH
C- ADLÎ TEŞKİLÂT ve KAZA
1- Anadolu Beyliklerinde
2- İlhanlılarda
3- Karakoyunlu ve Akkoyunlularda
4- Memlûklerde
5- Osmanlılarda
D- HÜKÜM KAYNAKLARI
1- Kanunnâmeler
2- Fıkıh ve Fetvâ Kitapları
E- BAŞLICA FIKIH BİLGİNLERİ ve ESERLERİ
1- İbn el-Hâcîb
2- İbn Abdisselâm
3- Ebû-Şâme
4- el-Karâfî
5- İbn Dakîkı'l-Iyd
6- Ebu'l-Berekât en-Nesefî
7- İbn er-Rif'a
8- et-Tûfî
9- İbn Ruşeyd
10- İbn ez-Zemelkânî
11- İbn Teymiyye
12- İbn Seyyidi'n-nâs
13- İbn Kudâme
14- Ebû-Hayyân
15- Sadru'ş-Şerîa
16- el-Udfuvî
17- ez-Zehebi
18- İbn Kayyim
19- Dâvûd-i Kaysarî
20- es-Sübkî
21- el-İtqânî
22- İbn es-Sübkî
23- el-İsnevî
24- Cemâleddin Aksarâyî
25- el-Bâbertî
26- et-Teftâzânî
27- Alâuddîn el-Esved
28- İbn Arafe
29- el-Bulqînî
30- Zeynüddîn el-Irâkî
31- İbn Berhân
32- Seyyid Şerif
33- İbn eş-Şihneti'l-Kebîr
34- el-Fîrûzâbâdî
35- Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddîn
36- Molla Fenârî
37- İbn Nâcî
38- İbn el-Vezîr
39- et-Tarablüsî
40- İbn Merzuk
41- el-Bürzülî
42- İbn Hacer el-Askalânî
43- Aynî
44- İbn el-Hümâm
45- Hızır Beg
46- Celâleddin el-Mahallî
47- İbn Kutlubuğâ
48- Molla Hüsrev
49- Sinan Paşa
50- Hocazâde
51- Molla Gûrânî
52- Şeyh İbn el-Vefâ
53- Molla Lutfî
54- Süyûtî
55- Zenbilli Ali Cemâlî Efendi
56- İbn-i Kemâl
57- Sa'dî Çelebi
58- Şeyhzâde
59- İbrâhîm el-Halebî
60- İbn Nüceym
61- Ebu's-Suûd
62- Hâmid Mahmûd Efendi
63- Hoca Sa'düddîn Efendi
64- Aliyyu'l-Kaarî
65- İbn er-Râşîd
66- Hayruddîn er-Ramlî
67- Bolevî Mustafa Efendi
68- İbrâhîm el-Kürdî
69- Çatalcalı Alî Efendi
70- el-Makbilî
71- Şâh Veliyyullah
72- el-Emîru's-San'ânî
73- Seyyid Abdulkadir el-Kevkebânî
74- el-Mağribî es-San'ânî
75- eş-Şevkânî
76- İbn Âbidîn

-

-MECELLE'DEN ZAMANIMIZA KADAR
(Uyanış Çağı)
A- İSLÂM DÜNYASI
B- İCTİHAD ve FIKIH
C- ADLİYE TEŞKİLÂTI ve KANUNLAŞTIRMA
1- Mahkemeler
2- Kanunlaştırma ve Kanunlar
a) Türkiye'de
b) Diğer İslâm Ülkelerinde Kanunlaştırma
Mısır
Suriye
Irak
Ürdün
Lübnan
Fas ve Tunus
Hindistan ve Pâkistan
Endonezya
c) Kanunlaştırma Hareketinin Sebepleri
d) Kanunların Umûmî Vasıfları
D- MECELLE
1- Mecelle Vaz'ının Âmilleri
2- Medenî Kanun Çevresinde Yapılan Mücadele ve Münakaşalar
3- Mecelle Cemiyeti
4- Mecelle'nin Muhtevâ, Sistem ve Metodu
5- İstinad Ettiği Kaynak ve İctihadlar
6- Mecelle'nin Tenkidi
7- Mecelle'nin Ta'dîli Çalışmaları
8- Mecelle'nin İlgâsı ve T. Medenî Kanununa Geçiş
9- Mecelle Üzerine Çalışmalar
E- SON DEVİR FUKAHÂSI
1- el-Leknevî
2- el-Mercânî
3- Kadri Paşa
4- Sıddık Hasen Han
5- Ömer Hilmî Efendi
6- Cevdet Paşa
7-8- el-Azîmâbâdî
9- Abduh
10- el-Kaasimî
11- el-Hudarî
12- Ali Haydar Efendi
13- Reşîd Rizâ
14- Elmalılı Hamdi Efendi
A- TÜRKİYE'DE
B- DİĞER ÜLKELERDE
F- TEORİ VE PRATİKTE İSLÂM HUKUKUNUN BUGÜNÜ VE GELECEĞİ
1- Prof. Fuad Köprülü'nün Değerlendirmesi
2- René David
3- Prof. Dr. Hasen Hâmid Hassân

-

 



mecelle.com1

Yazar: ramazansaman
05:27, 10/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
 

-6- Hz. Peygamber ve Ashâbının İctihadı:
Fıkıh Usûlü kitaplarında Rasûlullah'ın ictihad ederek hükme varmasının caiz olup olmadığı tartışılmıştır. Tartışmanın bir tarafına göre O'nun din konusunda her söylediği vahye dayanır (Necm: 53/4), bilgi ve hüküm kaynağı olarak vahiy bulununca da ictihada ihtiyaç yoktur. Diğer tarafa göre ise O'nun söylediklerinin vahye dayalı olması, Kur'ân âyetleri ile ilgilidir, Kur'ân-ı Kerîm'de ne varsa hem mânası ve hem de sözleri ile Allah'a aittir. Allah tarafından Rasûlüne vahyedilmiştir. Sünnete gelince bunun büyük bir kısmının mânası yine Allah tarafından vahyedilmiştir, sözleri ise Allah Rasûlüne aittir ve bunların da önemli bir kısmı O'nun sözleri ile değil, ashâbın anlayış ve kavrayışlarına göre kendi sözleri ile rivayet edilmiştir. Sünnetin bir kısmının ise hem mânası ve hem de sözleri Rasûlullah'a aittir. Şüphesiz Rasûlullah'ın ictihadı, Allah'ın kontrolü altındadır, ashâbın ictihadı da Allah Rasûlü'ne arzedildikten ve O'nun tasvibini aldıktan sonra Sünnet hükmüne geçmektedir. Ancak bu gerçek, onların ictihad etmediklerine, ictihad yolunu kullanmadıklarına delil olmaz.

-Hz. Peygamber'in ictihadından örnekler:
a) Bedir savaşında alınan esirlere yapılacak muâmele hakkında bir vahiy gelmemişti. Hz. Peygamber meseleyi ashabiyle istişâre etti. Hz. Ömer öldürülmeleri, Hz. Ebû-Bekir fidye karşılığında salınmaları fikrini ileri sürdüler. Resûl-i Ekrem de ikinci fikre katıldı. Bu istişârî ictihad üzerine gelen âyet şöyle diyordu: "Yeryüzünde savaşırken düşmanı yere sermeden esir almak hiç bir peygambere yaraşmaz. Gerçi dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah âhireti kazanmanızı ister; Allah aziz ve hakîmdir. Daha önceden Allah'tan bir hüküm gelmiş olmasaydı aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azap gelirdi."(19) Bu vahiy üzerine Rasûl-i Ekrem ağlıyarak şöyle demiştir: "Fidye aldıkları için ashâbıma azâb şu ağaç kadar yaklaşmıştı... Eğer azap gelseydi Ömer'den başkası kurtulamazdı."(20)
Allah Teâlâ, ictihadında hatâ edenlere azâb etmiyeceğini beyan ettiği için azap bahis mevzûu olmamış, fakat hatâyı açıklamıştır.
b) Bazı münafıklar Tebük Seferine katılmamak için mazeretler uydurmuş ve Hz. Peygamber'den izin almışlardı. Allah Teâlâ bunun üzerine Rasûlüne şüple hitap etti: "Allah seni affetsin! Doğrular sana belli olup yalancıları da bilmeden önce niçin onlara izin verdin?"(21)
c) Hanımlarından birine Rasûl-i Ekrem şöyle demiştir: "Eğer kavmin küfürden yeni ayrılmış olmasalardı Kâbe'yi Hz. İbrahîm'in temelleri üzerine yeniden yapardım."(22)
d) Misvâk hakkında: "Ümmetime güçlük çıkarmış olmasam her namaz için misvâk kullanmalarını isterdim."(23)
Bunlar Hz. Peygamber'in, mesâlih ve mefâsidi, fayda ve zararı göz önüne alıp mukayese ederek de hüküm ve karara vardığını göstermektedir.
e) Peygamberimiz (s.a.) eşlerinden Zeyneb b. Cahş'ın odasında onun sunduğu bal şerbetini içmiş ve bu sebeple orada biraz fazlaca kalmıştı. Bu durum diğer iki eşinin kıskançlığını tahrik ettiği için aralarında sözleşerek ağzından kötü bir kokununun geldiğini söylediler. O da bir daha bal şerbeti içmemek üzere yemin etti. Bu hükmü ve davranışı vahiy mahsûlü olmadığı, kendi ictihad ve takdirine dayandığı içindir ki, hâdise üzerine gelen âyet (vahiy) şöyle diyordu: "Ey peygamber! Eşlerinin rızâsını gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (Tahrîm: 66/1)
f) Bedir savaşında Rasûlullah (s.a.) askeri kuyuların başladığı yere yerleştirmişti. Sahâbeden el-Habbâb "Bunu, vahiy ile mi yoksa şahsî görüş ve takdirinize göre mi yaptınız" diye sordu, vahiy ile olmadığı cevabını alınca "Uygun olanı kuyuları arkamıza almamız ve düşmanı sussuz bırakmamızdır" dedi. Hz. Peygamber bu reyi uygun bularak yeri değiştirdi. Muhtemeldir ki, Peygamberimiz düşmanı insan dışı canlılara benzeterek "onlar nasıl sudan mahrum edilemez ise bunlar da edilemez" kıyasını yapmıştı. el-Habbâb ise savaş durumunu ve düşmanın hayat hakkının bulunmadığını göz önüne alarak bir başka kıyâs veya istidlâl ile zikredilen görüşünü ileri sürdü.
g) "Annem vefat etti, adayıp da tutamadığı orucu var, onun namına ben tutsam olur mu?" diye soran kadına "Annenin bir borcu olsaydı da sen onu ödeseydin borcu ödenmiş olmaz mıydı" buyurdu, kadın "Evet ödenmiş olurdu" deyince "Allah'a olan borç ödenmeye daha lâyıktır" dedi.(24)
h) Oruçlu iken eşini öpünce orucunun bozulduğunu zanneden Ömer'e "Su ile ağzını çalkalasan orucun bozulur mu idi?" cevabını verdiler.(25)
ı) Şu örnekler Allah Teâlâ'nın O'na doğrudan hüküm verme ve kaide koyma selâhiyeti verdiğini, "şu konularda dilediğin hükmü ver ve koy" dediğini göstermektedir:
"Hâmile kadınların çocuklarını emzirmelerini yasaklamak istedim, sonra Bizans ve İran kadınlarının bunu yaptıkları halde çocuklarına zarar vermediğini hatırlayarak yasaklamaktan vazgeçtim."(26)
"Ümmetime güçlük verecek olmasaydım her namazdan önce dişlerini misvak ile temizlemelerini emrederdim."(27)
Rasûlullah (s.a.) müslümanlara hac ibâdetinin farz olduğunu bildirirken birisi "Her yıl bir kere yapmak farz mı" diye sormuştu, Peygamberimiz şöyle buyurdular: "Evet deseydim her yıl haccetmeniz farz olurdu, buna da güç yetiremezdiniz. Size bir şeyi buyurmadığım müddetçe siz de beni kendi halime bırakın, sizden öncekilerin mahvolması ancak peygamberlerine durmadan gelip gidip soru sormaları yüzünden olmuştur."(28)
"Mekke'nin ağacı kesilmez, otu yolunmaz" buyurdukları zaman Abbâs "Mekke ayrığı (izhir) müstesnâ" demiş, Peygamberimiz de bunu tasvib ederek tekrarlamışlardır.(29) Yasaklama teferruâtına kadar vahiy mahsûlü olsaydı bir sahâbînin sözü üzerine mezkür istisna yapılmazdı.
Hayber'in fethinde akşam olunca askerler ocakları yakmış ve kazanları üzerine koymuşlardı. Hz. Peygamber ne pişireceklerini sorunca "Ehlî eşek eti" cevabını verdiler. Bunun üzerine "Kazanları dökün ve kırın" buyurdu. İçlerinden birisi "İçindekini döküp yıkasak olmaz mı" diye sorunca "Bu da olur" cevabını verdiler.(30)

Sahâbenin ictihadından örnekler:
a) Hz. Peygamber Muâz'ı kadı olarak Yemen'e gönderirken ne ile hükmedeceğini sormuş, Muâz da -Kitap ve sünnetten sonra- "Reyimle ictihad ederim" demişti. Bu cevap Rasûlullah tarafından tasvip edilmiştir.(31)
b) Hendek savaşının sonunda Hz. Peygamber: "Hiç biriniz Benû-Kurayza'ya varmadan ikindiyi kılmasın!" buyurmuştu. Hedefe varmadan ikindinin vakti daralınca sahâbe ikiye ayrıldı; bir grup "Bundan maksat bir an önce oraya yetişin demektir" diyerek ikindiyi yolda kıldılar. Diğer grup ise hadisin lafzına bakarak yola devam ettiler. Hz. Peygamber duruma muttali olunca her iki tarafın da ictihadını hoş karşılamış, hiçbirini kınamamıştır.(32)
c) Yolculukta su bulamayan iki sahâbî teyemmüm ederek namazlarını kıldılar; biraz gidince su buldular, birisi abdest alıp namazı yeniden kıldı. Diğeri yeniden kılmadı. Sonradan durumu Resûlullah'a bildirince şöyle buyurdu: "Sen iki defa sevap aldın; senin de yaptığın sünnete uygundur ve kıldığın (tek) namaz sana kâfidir."(33)
d) Benî-Kurayza Ahzâb savaşında müslümanlara hıyanet etmiş ve anlaşmayı bozmuşlardı. Savaştan sonra müslümanlar duruma hâkim oldular. Benî-Kurayza kendilerine yapılacak muâmele konsunda Sa'd b. Muâz'ı hakem kıldılar, Sa'd, "eli silah tutan erkeklerinin katledilmesine, kadın ve çocuklarının ise esir edilmelerine" hükmetti, bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) "Onlar hakkında Allah'ın hükmü ile hüküm verdin" buyurdu.(34) Sa'd bu hükmünde kıyâs ictihadını kullanmış, hıyanet eden ve antlaşmayı bozanların fiilini, devlete başkaldıran âsîlere, yahut savaş esirlerine kıyas etmiştir.
e) Bir seferde Ammâr b. Yâsir ihtilâm olmuş ve uyanınca bütün vücudunu toprak üzerinden geçirmek suretiyle teyemmüm etmiş ve namazını kılmıştı. Beraberinde bulunan Ömer ise bu şekilde teyemmüm etmemiş ve namazını da kılamamıştı. Seferden dönünce durumu Rasûlullah'a anlattılar. Peygamberimiz dirseklere kadar ellerin ve kolların, çene altına kadar yüzün toprakla meshedilmesi şeklinde yapılan teyemmümün yeterli olduğunu, toprakta yuvarlanmaya gerek bulunmadığını ifade buyurdular.(35) Bu ictihadda Ammâr, teyümmümü su ile yıkanmaya benzetmiş (kıyas etmiş) ve bütün vücudu kaplaması gerektiğine hükmetmişti. Ömer (r.a.) ise "kadınlara dokunmuş ve su bulamamış iseniz temiz toprakla teyümmüm edin" meâlindeki âyeti (Mâide: 5/) cinsî birleşme durumuna varmayan okşama olarak anlamış ve cünüb olan için teyemmümün yeterli olmayacağına, yıkanmanın gerekli bulunduğuna hükmetmişti.
f) Bir seferde Amr b. Âs ihtilâm olduğu için teyemmüm etmiş ve komutan sıfatıyle cemâate imam olarak namaz kıldırmıştı. Seferden dönünce hadiseyi Hz. Peygambere aktardılar, teyemmümünü uygun buldu, fakat imam olmasını hoş karşılamadı. Bu ictihadda Amr, tek başına olanın halini imamın hali ile bir tutmuş, Hz. Peygamber ise bu kıyâsın uygun olmadığına işaret buyurmuşlardır.(36)
g) Sahâbeden Ebû-Sa'îd el-Hudrî bir görev yolculuğunda, akrep sokmuş bir müşriki Fâtiha sûresini okuyup üfleyerek tedâvî etmiş ve karşılığında birkaç koyun almıştı. Yol arkadaşlarından bir kısmı bunun caiz olup olmadığı konusunda tereddüt geçirmişler ve dönünce Rasûlullah'a sormuşlardı; "Peygamberimiz bunu tasvib ettiler

-

-Kur'ân-ı Kerim'de "senden soruyorlar" ifâdesi onbeş defa zikredilmiştir. Ve bunların sekizi fıkıhla alâkalıdır

-İki defa da "senden fetvâ istiyorlar" sözü geçmiştir

-

-

Medine Devir Fıkhı'nın Özellikleri:
Bu devirde ve dolayısıyla İslâm'da dünya hayatı ile ilgili hüküm ve kaidelerin (muâmelât) dayanağını, iyi ve faydalı olanı sağlamak, kötü ve zararlı olanı uzaklaştırmak, kaldırmak (celb-i menâfi', def'i-mefâsid) şeklinde hulâsa etmek mümkündür. Buna kısaca "maslahata riâyet" de denir. Şimdi sıralayacağımız hususiyetler bu esasın çeşitli görünüşleridir:

a) Tedric:
Gerek Kur'ân-ı Kerim ve gerekse onun en sağlam tefsiri ve tamamlayıcısı olan sünnet bir anda indirilmemiş ve buyurulmamıştır. Bu iki kaynağın teşrî (hukukî düzenleme) faaliyeti 23 yıla yakın bir zamanı kaplamıştır. İslâm'ın binası böylece basamak basamak, taş taş, tuğla tuğla tamamlanırken insanların onu daha iyi ve daha kolay anlamaları, öğrenmeleri ve kavramaları sağlanmıştır. Unutmamak gerekir ki, vahyin ilk muhâtabları okuma ve yazma ile alâkaları az olan, daha çok hâfızalarına güvenen araplardır.
Bu tedric ve hedefe adım adım gidiş de birkaç şekilde olmuştur:

aa) Zaman içinde tedrîc:
Bundan maksad hükümlerin bir an ve zaman içinde değil, uzun bir zaman içinde arka arkaya gelmiş olmasıdır.

ab) Hükümler içinde tedrîc:
Mükellefiyetler hep birden gelmediği gibi gelenler de zamanla tekemmül etmiş, istidat ve intibak kazanıldıkça tamamlanmış ve arttırılmıştır. Meselâ: Namaz önce sabah ve akşam iki vakit iken sonra beş vakit olmuştur. Zekâtın miktarı önce sınırlandırılmamış, herkesin istek ve gücüne bırakılmış, sonra miktarlar sabit ve mecburî hâle getirilmiştir. İçki (şarap) önce yasaklanmamış, sadece zararlı olduğu bildirilmiş, sonra sarhoş iken namaz kılmak menedilmiş, en sonunda da kesin olarak yasaklanmıştır.
İslâm'ın ilk yıllarında müslümanlar azlık olduğundan düşmanları ile savaş emrolunmamış, onların yaptıklarına karşı af ve sabır istenmiştir. Sonra müslümanlar çoğalınca müdâfaa harbine izin verilmiş(4) daha sonra da din yüzünden baskı kalkıncaya, din ve vicdan hürriyeti hâkim olancaya kadar savaşılması farz kılınmıştır.(5)

b) Kolaylık:
Bu devir hükümlerinde göze çarpan bir hususiyet de kolaylıktır. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah Teâlâ'nın kullarına güçlük çıkarmak istemediği, kolaylık ve hafiflik istediği açıkça ifade edilmiştir.(6)
Resûl-i Ekrem (s.a.) de: "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin; sevdirin, nefret ettirmeyin" buyurmuş, ümmetine güçlük olmasın diye bazı hususları emretmemiştir.(7)
Yalnız bu devre mahsus olmayan kolaylık hususiyetinin bazı örnekleri:
Hastalık, yolculuk, tazyik, yanılma ve unutma bazı hükümlerin hafiflemesi için mazeret kabul edilmiştir. "Zarûretler haramı mübah kılar" kaidesi de aynı esasa dayanır.
Kitâp ve Sünnet çok mükellefiyet getirmemiş, teferruâtla meşgul olmamıştır. Mükellefiyetler, dinin gayesi olan dünya ve âhiret saâdetini temine yetecek kadardır; ne eksik ne de fazla. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Allah bazı şeyleri farz kılmıştır onları elden kaçırmayın, bazı sınırlar koymuştur onları çiğnemeyin, bazı şeyleri haram kılmıştır onları işlemeyin, unuttuğu için değil de size acıdığı için bazı hususlarda sükût etmiştir onları da araştırmayın, üzerine düşmeyin."(8)

c) Nesih:
Nesih, daha sonra gelen bir hükmün önceki hükmü kaldırması demektir. Sadece bu devrede bazı âyet ve hadîsler diğerlerinin hükmünü kaldırmıştır. Bunun hikmeti ilk müslümanları tedrîcen alıştırmak, terbiye etmek, irşadı kolaylaştırmaktır. Bu konu aşağıda ele alınacaktır.
Giriş çerçevesinde verilen bu genel bilgilerden sonra Hz. Peygamber devrinde Fıkh'ı daha yakından ve detaylı olarak ele alabiliriz.

 



mecelle.com

Yazar: ramazansaman
05:25, 10/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
 

Fıkıh-1=anlamak, kavramak, idrak etmektir.

Ebû Hanîfe fıkıh'ı: "Kişinin, leh ve aleyhindeki şeyleri bilmesidir."

İmam Şâfiî de fıkhı: "Dinin ameli hükümlerini, muayyen delil ve kaynaklarından alarak elde edilen bilgidir"

fıkhın içine "ibâdât, muâmelât, uqûbât" girmektedir. Fıkıh, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden vefatına kadar geçen on yıl gibi çok kısa bir süre içinde tamamlanmış, sistemleştirilip tedvin edilmesi için de 57 yıl gerekmiştir.

 

Hz. PEYGAMBER DEVRİ

(Fıkhın Doğuşu)

 

Giriş

A- MEKKE DEVRİ

B- MEDİNE DEVRİ

I- HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE FIKIH

A- HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE USÛL

1- Kur'an-ı Kerîm (nuzulü, yazılması, neshi, toplanması...)

2- Sünnet

3- İcmâ

4- Kıyâs

5- İstidlâl (telâzüm, istishâb, istislâh, istihsân...)

B- Hz. PEYGAMBER DEVRİNDE FÜRÛ

Mekke Dönemi

1- Namaz

2- Beş vakit namaz

3- Temizlik

4- Cuma namazı

Medine Dönemi

Birinci Yıl

1- Hutbe

2- Ezân

3- Nikâh

4- Cihad

5. Belediye nizamı

İkinci Yıl

1- Oruç

2- Bayram Namazları

3- Fıtır sadakası

4- Kurban

5- Zekât

6- Kıblenin Değiştirilmesi

7- Ganîmetler ve taksîmi

Üçüncü yıl

1- Miras Hükümleri

2- Boşanma

Dördüncü yıl

1- Yolculuk ve Savaş Halinde Namaz

2- Recm Cezası

3- Arâzî ıktâ'ı

4- Teyemmüm

5- İffete İftira Cezası

6- Örtünme ve İstizân

7- Hac ve umre

Beşinci yıl

1- Yağmur Duâsı ve Namazı

2- Îlâ

Altıncı Yıl

1- Anlaşma Kaideleri

2- Hac ve Umre Yolunda Engelleme

3- Alkollü İçkiler ve Şans Oyunlarının Yasaklanması

4- Zıhâr

5- Vakıf

6- Isyân ve haydutluğun cezâsı

Yedinci Yıl

1- Bazı Yiyeceklerin Yasaklanması

2- Zırâî Ortaklık

Sekizinci yıl

1- Mekke'nin Kutsîliği ve Dokunulmazlığı

2- Kısâs

3- Alkollü içki satışının yasaklanması

4- Müddetli Evlenmenin Yasaklanması

5- Hukuk karşısında eşitliğin ilânı

6- Kabir Ziyaretine İzin Verilmesi

Dokuzuncu yıl

1- Çıplak Tavâfın Yasaklanması

2- Mulâ'ane

Onuncu Yıl

1- İnsan Haklarının İlânı

2- Vasıyet, neseb, nafaka ve borçla ilgili hükümler

3- Cezanın Şahsîliği

4- Vasıyetin üçte birle sınırlandırılması

5- Faizin Yasaklanması ve Akit Hürriyeti

II- RASÛLULLAH'IN DEVRİNDE KAZÂ VE NOTERLİK

A- KAZÂ

B- İFTÂ

C- NOTERLİK ve RESMÎ YAZIŞMALAR

 

A- MEKKE DEVRİ:
Hz. Peygamber M. 610 yılında vahye muhâtap olmuş, vazifesi icâbı dini tebliğe başlamış ve 622 yılına kadar Mekke'de kalmıştır. Bu müddet içinde (13 yıla yakın) Kur'ân-ı Kerim'in üçte birinden az eksiği nâzil olmuştur.
Bu devrede Allah Resûlü'nün (s.a.) tebliği daha çok inanç ve ahlâk sahasına yönelmiştir. Zaten ibadet ve hukukî münasebetler bu iki temel üzerine oturmaktadır. Mekke'de fıkıh hükümleri hem azdır, hem de umûmî, küllî bir karakter arzetmektedir.

HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE USÛL
1.Kurani kerim
2.sünnet
3.icma
4.Kiyas
5.istidlal

İbnu'l-Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân isimli eserinde bazı hocalarından şunu nakletmiştir: Bakara sûresinde bin emir, bin nehiy (yasaklama), bin fıkıh hükmü ve bin haber vardır

Fıkh'ın ilk tedvininin (kitapta yazılı hale getirilişinin) de, Kur'ân-ı Kerîm'in yazılması ile gerçekleştiği söylenebilir

Hicretten sekiz yıl önce Hz. Ömer'in müslüman olmasında etkili olan âyetler kızkardeşinin elinde yazılı bulunuyordu.

Resûl-i Ekrem'in dünya hayatı son bulduğunda Kur'ân-ı Kerîm'in tamamı hem yazılmış, hem de birçok kişi tarafından ezberlenmiş durumda idi

Ebû-Bekir halîfe olup yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarda birçok hâfız şehid düşünce, Hz. Ömer'in teklifi üzerine, Zeyd b. Sâbit başkanlığında bir komisyon kurdu ve çeşitli ellerde bulunan Kur'ân parçalarının bir araya getirilerek yeniden yazılmasını, bir kitap (mushaf) halinde toplanmasını istedi

Osman'ın halîfeliği zamanında yine Zeyd b. Sâbit'in başkanlığındaki bir heyet ana nüshayı çoğalttı ve belli merkezlere birer nüsha gönderildi

-

Âyetin hükmünü tamamen ortadan kaldıran değişikliği nesih sayanlardan İbnu'l-Arabî, Süyûtî gibi araştırıcılar sayıyı yirmiye, Faslı Hacevî onikiye, Hindistanlı Şâh Veliyyullah beşe indirmişlerdir. Bu beş âyet üzerinde son iki âlimin görüşleri birleştirilince sayının daha da azaldığı görülmektedir.(13) Şöyle ki:
1- "İçinizden birine ölüm yaklaştığında, eğer geride mal bırakıyorsa ana-babasına ve akrabasına vasıyet etmesi gereklidir." (Bakara: 2/180) meâlindeki âyeti, "Allah çocuklarınızın miras haklarını size şöylece bildirip emrediyor: Erkek, kadının aldığının iki mislini alacaktır..." (Nisâ: 4/11-12) meâlindeki âyet neshetmiştir. "Vârise vasıyet yoktur; yâni bir kimse ölüye zaten vâris oluyorsa buna ayrıca vasıyet yoluyla mal verilmez" meâlindeki hadîs ise nesheden âyete açıklık getirmektedir.
2- Cumhûra göre kocası ölen kadının koca evinde bir yıl oturma hakkı ve yükümlülüğü (Bakara: 2/240), bekleme müddetinin (iddetin) dört ay on gün olduğunu bildiren âyet (Bakara: 2/234) ile vasiyet ise miras âyeti ile kaldırılmıştır. Koca evinde iddet süresince kalma (süknâ) hakkı, böyle bir hakkın bulunmadığını bildiren hadîs (Buhârî, Tefsîr, 2/41; Talâk 41, 50) ile neshedilmiştir. Şah Veliyyullah'a göre nesih söz konusu olmadan şöyle bir formül ileri sürülebilir: Ölen kocanın daha önce böyle bir vasıyette bulunması farz değil, caiz veya müstehabdır, kadın ise bu vasiyete uyarak koca evinde kalmaya mecbur değildir, muhayyerdir (s. 24).
3- Diğer müelliflerle beraber Hacevî'ye göre "Ona güç yetirebilenler üzerine yoksulları doyuracak bir fidye gereklidir" (Bakara: 2/184) meâlindeki âyet, oruca gücü yetenlerin dilerlerse oruç tutmayıp her oruç için bir fidye (fitre miktarı bedel) verebileceklerini ifade etmektedir ve bu âyet "İçinizden Ramazan ayına ulaşan onda oruç tutsun" (Bakara: 2/185) emri ile neshedilmiştir. Şâh Veliyyullah'a göre "Ona güç yetirenler"den maksat fitre verme gücü bulunanlar" demektir ve âyet, oruç tutanların bir de fitre (fıtır sadakası) vermelerinin -imkâna bağlı olarak- gerekli olduğunu bildirmektedir. Burada nesih söz konusu değildir.
4- Müslümanların ona karşı bir de olsalar cihada devam etmeleri gerektiğini bildiren âyet, bu yükümlülüğü ikiye karşı bir şeklinde değiştiren âyet ile (Enfâl: 8/65-66) neshedilmiştir.
5- Belli bir sayı ve zamandan itibaren Hz. Peygambere evlenmeyi yasaklayan âyet (Ahzâb: 33/52) "Sana eşlerini helal kıldık..." (Ahzâb: 33/50) meâlindeki âyet ile neshedilmiştir. Bu konuda Şâh Veliyyullah farklı bir görüş zikretmediği halde Hacevî aksine görüşlerin bulunduğunu, bazılarının burada neshi kabul etmediklerini ileri sürmektedir.
6- Hz. Peygamber ile gizli bir şey konuşmak isteyenlerin önce fukaraya sadaka vermesini isteyen âyet (Mücâdele: 58/12), bunu takip eden âyet tarafından neshedilmiştir.
7- Müzemmil sûresinin yirminci âyetinde, önce gece namazı farz kılınmış, sonra bu hüküm kaldırılmıştır. Hacevî burada da nesihden bahsetmenin uygun olmadığını, âyetin başında gece namazının, -Hz. Peygambere olduğu gibi- bütün mü'minlere farz kılındığına dair bir delâletin bulunmadığını ileri sürmektedir.

-Herhangi bir asırda yaşayan müctehidlerin tamamının bir fıkıh hükmü üzerinde ittifak etmeleri mânasına gelen icmâ, müctehidlerin çoğuna göre ancak Kitâb ve Sünnet'ten bir delile dayanacaktır; yâni bir âyet veya hadisin belli bir hükmü ifade ettiği, başka bir mânaya gelmediği hususunda asrın müctehidleri fikir ve görüş birliğine varmış olacaklardır

-Kitâb ve Sünnet'te yer alan bir hükmün hangi gerekçeye (vasıf, illet) dayandığı bilinir veya ayrı bir ictihad ile ortaya çıkarılır (tahrîcu'l-menât ictihadı yapılır), sonra aynı gerekçeye sahip bulunan, aynı illet ve vasfı taşıyan bir fiil veya nesneye de aynı hüküm verilirse "kıyâs" ictihadı gerçekleşmiş olur

-İstidlâl:
Kur'ân-ı Kerîm'den ve Sünnet'ten, dil bilgisine ve kaidelerine dayanılarak bilgi ve hüküm elde edildiği gibi bu hükümlerin gerekçesine (illetine) dayanmak suretiyle kıyas yoluyla da hüküm ve bilgi sahibi olmak mümkündür. Bunların dışında kalan bilgi ve hüküm elde etme yolları "istidlâl" kelimesi ile ifade edilmektedir.

-İstidlâl:
Kur'ân-ı Kerîm'den ve Sünnet'ten, dil bilgisine ve kaidelerine dayanılarak bilgi ve hüküm elde edildiği gibi bu hükümlerin gerekçesine (illetine) dayanmak suretiyle kıyas yoluyla da hüküm ve bilgi sahibi olmak mümkündür. Bunların dışında kalan bilgi ve hüküm elde etme yolları "istidlâl" kelimesi ile ifade edilmektedir.

-İstishâb:
Sonraki devirlerde hanbelîler ve zâhirîler tarafından çokça kullanılan istishâb "varlığı sabit olan bir hüküm ve durumun geçmişte veya halihazırda da var sayılması" esasına dayanmaktadır ve çeşitleri vardır. Rasûlullah (s.a.) zamanında mevcut olan istishâb üç çeşittir:

aa) Akıl veya hukukun (şer'in) varlık (sübût) ve devamına delâlet ettikleri şeyin var sayılması, var kabul edilmesidir. Meselâ mülkiyetin sübutunu gerektiren sözün sarfedilmesi üzerine bu hakkın sübutu, borçlanma veya itlâf vaki olunca zimmette borcun sübutu, nikâh akdi yapıldıktan sonra karı koca arasındaki "helal olma" hükmünün devamı bu nevi istishâba dayanmaktadır.
ab) Aklın delaleti ile bilinen asıl yokluğun (el-ademu'l-aslî) hukukî hükümlerde de yok sayılması (istishâbı): "Şer'î (dînî-hukukî) bir delil bulunmadıkça, böyle bir delile dayalı bir değişiklik vukubulmadıkça yükümlülük de yoktur" hükmü böyle bir istishâba dayanmaktadır. Meselâ Kitâb ve Sünnet'ten bir delil bulunmadıkça müslümanın, altıncı bir namaz ile mükellef olması düşünülemez.
ac) Bazı nasların özelleştirilmiş, kayıtlanmış olması, bazılarının da -Rasûlullah zamanında- neshedilmiş bulunmaları ihtimaline rağmen -bu ihtimallerin vukuu bilinmedikçe- mezkür naslarla amel edilmesi de bir nevi istishâba dayanmakta, bu naslar anlaşıldıkları ve oldukları gibi yürürlükte kabul edilmektedir. Bu üç nevi istishâb (hükme varma yolu) Rasûlullah zamanında da kullanılmıştır; ancak bunlardan üçüncüsü daha ziyade ashâb için söz konusudur.

-c) Önceki semâvî dinlere ait hükümler:
Bir önceki din çeşitli sebeplerle devrini tamamlayıp yeni bir peygambere ve kitaba ihtiyaç hasıl olunca Allah Teâlâ yeni peygamberi göndermekte, baştan beri devam eden değişmez din prensipleri yanında değişen hüküm ve kaideler koymaktadır. Buna göre prensip olarak her yeni din bir öncekini yürürlükten kaldırmaktadır. Önceki dinlerde mevcut hüküm ve kaidelerin İslâm dini ve müslümanlar bakımından da geçerli olabilmesi için mevsuk ve mûteber bir kaynakta (Kur'ân-ı Kerîm, sahih hadîsler) zikredilmesi ve ayrıca peygamberimiz tarafından yürürlükten kaldırılmamış bulunması şarttır.

-d) İstihsân:
Mezhep müctehidlerinin yaşadığı devri incelerken ele alınacak olan istihsân metodu, "karşılaşan iki delilden daha kuvvetli olanı tercih" esasına dayanmaktadır. Bu metodu gerek Rasûlullah hayatta iken ve gerekse intikalinden sonra ashâbın kullandıkları anlaşılmaktadır

e) Istıslâh:
"el-Mesâlihu'l-mursele" terimi ile de ifade edilen istıslâh metodu kıyâsa bir cihetten oldukça yakınlığı bulunan bir metoddur. Kıyâs yapabilmek için illetin bilinmesine ihtiyaç vardır, illeti tesbitin yollarından biri de münâsebettir, münâsebet illetin (nassa dayalı hükmün gerekçesinin) hikmet ve maslahata uygun bulunmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm'in bir mushafta toplanması, hadîslerin resmen toplattırılıp yazdırılması, minarelerin yapılması, halkı cumaya çağırmak için bir ezan daha (ilk ezan) okutturulması... bu metoda dayalı hükümlere örnektir.

-Gerek istıslâh metodu ve gerekse "harama giden yolu tıkama" mahiyetinde olan seddi-zerîa metodu, Hz. Peygamber'in irşad ve eğitimi ile yetişen ashâb tarafından O'nun yokluğunda kullanılmış, sonra da diğer müctehidlere intikal etmiştir.



b9

Yazar: ramazansaman
04:44, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
Cumhuriyetler

- Âzerbaycan Cumhuriyeti/1918-1920

- Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-I/31 Ağustos 1913

- Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-II/1915-1917

- Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-III/1920-1923

- Türkiye Cumhuriyeti/1923-...

- Hatay Cumhuriyeti/1938-1939

- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti/1983-...

- Âzerbaycan Cumhuriyeti/1991-...

- Kazakistan Cumhuriyeti/1991-...

- Kırgızistan Cumhuriyeti/1991-...

- Tacikistan Cumhuriyeti/1991-...

- Özbekistan Cumhuriyeti/1991-...

- Türkmenistan Cumhuriyeti/1991-...


b8

Yazar: ramazansaman
04:43, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
Atabeylikler

- Böriler/1117-1154

- Zengîler/1127-1259

- İl-Denizliler/1146-1225

- Salgurlular/1147-1284


Hanlıklar

- Büyük Bulgarya Hanlığı/630-665

- İtil (Volga) Bulgar Hanlığı/665-1391

- Tuna Bulgar Hanlığı/981-864

- Peçenek Hanlığı/860-1091

- Uz Hanlığı/860-1068

- Kuman-Kıpçak Hanlığı/9. asır - 13. asır

- Özbek Hanlığı/1428-1599

- Kazan Hanlığı/1437-1552

- Kırım Hanlığı/1440-1475

- Kasım Hanlığı/1445-1552

- Astrahan Hanlığı/1466-1554

- Hive Hanlığı/1512-1920

- Sibir Hanlığı/1556-1600

- Buhara Hanlığı/1599-1785

- Kaşgar-Tufan Hanlığı/15. asır başları - 1877

- Hokand Hanlığı/1710-1876

- Türkmenistan Hanlığı/1860-1885


b7

Yazar: ramazansaman
04:43, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
Beylikler

- Tulûnlular/868-905

- İhşidîler/935-969

- İzmir Beyliği/1081-1098

- Dilmaçoğulları Beyliği/1085-1192

- Danişmendli Beyliği/1092-1178

- Saltuklu Beyliği/1092-1202

- Ahlatşahlar Beyliği/1100-1207

- Artuklu Beyliği/1102-1408

- İnaloğulları Beyliği/1098-1183

- Mengüçlü Beyliği/1072-1277

- Erbil Beyliği/1146-1232

- Çobanoğulları Beyliği/1227-1309

- Karamanoğulları Beyliği/1256-1483

- İnançoğulları Beyliği/1261-1368

- Sâhib Atâoğulları Beyliği/1275-1342

- Pervâneoğulları Beyliği/1277-1322

- Menteşeoğulları Beyliği/1280-1424

- Candaroğulları Beyliği/1299-1462

- Karesioğulları Beyliği/1297-1360

- Germiyanoğulları Beyliği/1300-1423

- Hamidoğulları Beyliği/1301-1423

- Saruhanoğulları Beyliği/1302-1410

- Aydınoğulları Beyliği/1308-1426

- Tekeoğulları Beyliği/1321-1390

- Eretna Beyliği/1335-1381

- Dulkadiroğulları Beyliği/1339-1521

- Ramazanoğulları Beyliği/1325-1608

- Doburca Türk Beyliği/1354-1417

- Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti/1381-1398

- Eşrefoğulları Beyliği/13. asır ortaları - 1326

- Berçemeoğulları Beyliği/12. asır

- Yarluklular Beyliği/12. asır



b6

Yazar: ramazansaman
04:42, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
Devletler

- Kuzey Hun Devleti/48-156

- Güney Hun Devleti/48-216

- Birinci Chao Hun Devleti/304-329

- İkinci Chao Hun Devleti/328-352

- Hsia Hun Devleti/407-431

- Kuzey Liang Hun Devleti/401-439

- Lov-lan Hun Devleti/442-460

- Tabgaç Devleti/386-557

- Doğu Tabgaç Devleti/534-557

- Batı Tabgaç Devleti/534-557

- Doğu Türkistan Uygur Devleti/911-1368

- Liang Şa-t'o Türk Devleti/907-923

- Tana Şa-t'o Türk Devleti/923-936

- Tsin Şa-t'o Türk Devleti/937-946

- Kan-çou Uygur Devleti/905-1226

- Türgiş Devleti/717-766

- Karluk Devleti/766-1215

- Kırgız Devleti/840-1207

- Sabar Devleti/5. asır - 7. asır arası

- Dokuz Oğuz Devleti/5. asır sonu - 6. asır sonu

- Otuz Oğuz Devleti/5. asır sonu - 6. asır sonu

- Basar-Alan Türk Devleti/1380-?

- Doğu Karahanlı Devleti/1042-1211

- Batı Karahanlı Devleti/1042-1212

- Fergana Karahanlı Devleti/1042-1212

- Oğuz-Yabgu Devleti/10. asrın ilk yarısı - 1000

- Suriye Selçuklu Devleti/1092-1117

- Kirman Selçuklu Devleti/1092-1307

- Türkiye Selçuklu Devleti/1092-1307

- Irak Selçuklu Devleti/1157-1194

- Eyyubîler Devleti/1171-1348

- Delhi Türk Sultanlığı/1206-1413

- Mısır Memlûk Devleti/1250-1517

- Karakoyunlu Devleti/1380-1469

- Akkoyunlu Devleti/1350-1502


b5

Yazar: ramazansaman
04:42, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
Büyük Türk Devletleri

- Büyük Hun İmparatorluğu/M.Ö. 4. asır - M.S. 48

- Avrupa (Batı) Hun İmparatorluğu/374-496

- Ak Hun (Eftalit) İmparatorluğu/4. asır sonları - 577

- Birinci Göktrük İmparatorluğu/552-582

- Doğu Göktürk İmparatorluğu/582-630

- Batı Göktürk İmparatorluğu/582-630

- İkinci Göktürk İmparatorluğu/681-744

- Uygur İmparatorluğu/744-840

- Avrupa Avar İmparatorluğu/6. asır - 805

- Hazar İmparatorluğu/7. asır - 965

- Karahanlılar Devleti/840-1042

- Gazneliler Devleti/962-1187

- Büyük Selçuklu İmparatorluğu/1038-1194

- Harezmşahlar Devleti/1097-1231

- Osmanlı İmparatorluğu/1299-1922

- Timur İmparatorluğu/1370-1506

- Bâbür (Gürgâniyye) İmaparatorluğu/1526-1858



b4

Yazar: ramazansaman
04:34, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı

 MISIR PİRAMİTLERİ
Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır'daki Keops Piramididir. Mısır'ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır. Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır. Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır'ın 4. Sülale devri hükümdarlarından
Keops'un mezarıdır. İkinci büyük piramit, Keops'un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren'e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500'lü yıllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir. Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de "Dünyanın Birinci Harikası" olma niteliğine hak kazanmıştır. Piramitler, firavunun mumyası ile hepsi birbirinden değerli eşsiz nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklıyordu ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır. Keops Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar aşınmıştır. Bazıları 10-15 ton ağırlığında olan 2.300.000 adet blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuştur. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.

Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops'un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.
• RODOS HEYKELİ
Rodos'un ilk sakinleri olan Dor'lar, Argos'tan gelen denizci bir kavimdi ve güneş ilahı olan Helios'a taparlardı. Dor'lar Rodos'ta en parlak devrini M.Ö. 3. asırda yaşayan bir medeniyet kurdular. Mısır ve Fenike'nin ürünlerini alıp satarak zengin oldular. Adayı kültür-sanat merkezi, güzel konuşma ve felsefe okulu haline getirdiler. Dor'lar, Makedonya Kralı Demetrios'la yaptıkları bir savaşı kazandıktan sonra, zafer anıtı olarak ve ilahları Helios'a şükran borçlarını ödemek için, Rodos limanının girişine büyük bir Helios heykeli yaptılar. M.Ö.281-280 yılında yapılan 32 metre yüksekliğindeki bu tunç heykel, elinde bir meşale tutuyordu. Bu haliyle Newyork limanındaki Hürriyet Heykeli'ni andırıyordu. Rodoslular bu heykelin kendilerini ve adayı koruduğuna inanırlardı. Bu nedenle her yıl "Helicia" denilen şölenler düzenler, bu heykelin dibinde dört atlı bir arabayı denize atarlardı. İnanışlarına göre, Helios böyle bir arabayla dünyayı dolaşarak insanları gözetlerdi. Rodos heykeli ancak 50 yıl ayakta kalabilmiş ve M.Ö. 223 yılında bir depremde yıkılmıştır. Rodos Kolossosu da denilen bu anıtın heykeltıraşı Lindos'lu Khares'ti. Lindos, Rodos adasının üç büyük kasabasından biridir.

• OLİMPOS'TAKİ ZEUS HEYKELİ
Eski zamanlarda Yunanlılar'ın en büyük festivali, "Tanrıların Kralı Zeus" onuruna düzenlenen Olimpiyat Oyunlarıydı. Bugünkü Olimpiyat oyunlarına benzeyen bu müsabakalarda Anadolu, Suriye, Mısır, Yunanistan ve Sicilya'dan atletler yarışırlardı. Olimpiyatlar ilk kez M.Ö. 776'da başladı. Oyunlar 4 yılda bir düzenleniyordu ve Yunan şehir devletlerinin bütünlüğünü sağlamaya yardımcı oluyordu. Yunanlılar, Yunanistan'ın batı kıyısında Peloponnesus denen bölgedeki Olimpos'ta Zeus adına bir tapınak yaptırmışlardı. Kutsal oyunlar süresince, şehir devletleri arasındaki savaşlar kesiliyor ve oyunlar için Olimpos'a (Olympia) gidecekler için güvenli bir geçiş imkanı sağlanıyordu.
Oyunların yapıldığı yerde bir stadyum ve kutsal bir koruluk vardı. Yunanlılar ilk zamanlarda basit bir yapısı olan tapınağın yerine, zaman içinde oyunların öneminin artmasıyla, yeni ve tanrıların kralının adına yaraşır bir tapınak yapmak istediler. Bunun için Elis'li Libon yeni bir tapınak yapmaya başladı ve M.Ö. 456'da Zeus tapınağı bitirildi.
Tapınak dikdörtgen bir platform üzerine inşaa edilmişti. Binanın yanlarında yer alan 13 adet büyük sütun, tavanı destekliyordu. Her köşede 6 adet sütun vardı. Üçgen şeklindeki tavan heykellerle doldurulmuştu. Kolonların üzerindeki pedimentler, Heracles'in heykelleriyle süslüydü. Tapınağın içerisinde tanrıların kralı Zeus'un görkemli bir heykeli yer alıyordu.
Heykeli, Atina'daki Parthenon tapınağı için Athena heykelini yapan Phidias yapmıştır. Heykel tapınağın batı ucuna yerleştirilmişti. 7 metre genişlikte ve yaklaşık 12 metre yüksekliğindeydi. Zeus, özenle hazırlanmış tahtında oturur şekildeydi. Başı neredeyse tavana değiyordu. Sağ elinde zafer tanrıçası Nike'ı tutuyordu. Sol elindeyse üzerinde çeşitli metallerden kakmalar olan ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asası vardı. Altın, abanoz, fildişinden yapılmış olan ve değerli taşlardan kakmaların bulunduğu Zeus'un oturduğu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanların oyma figürleri yer alıyordu.
Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altındandı. Tasarım, bir ahşap çerçeveye altın ve fildişi levhaların tutturulmasıyla yapılmıştı. Olimpos'un havası çok fazla nemliydi. Bu yüzden fildişi levhaların çatlamaması için tapınağın altındaki özel bir havuzda bulundurulan bir yağ ile sürekli yağlanıyordu.
Roma imparatoru Theodosius I, M.S.255 yılında, bir dinsiz adeti olduğu gerekçesiyle olimpiyatları durdurdu. Daha sonra zengin Yunanlılar, heykeli Bizans'a taşıdılar. Heykel, M.S.462 yılında çıkan bir yangında yok oldu.
Olimpos'ta 1829'da Fransızlar tarafından burada bulunan bazı heykel parçaları Paris'te Louvre müzesinde sergilenmektedir.
Bugün, bölgedeki stadyum restore edilmiştir. Zeus tapınağıyla ilgili birkaç sütun haricinde hiçbir şey kalmamıştır. Heykel ise tamamen yok olmuştur. Ancak, o döneme ait bulunan paralar üzerindeki resimlerden, mabedin şekli hakkında ipuçları elde edilebilmiştir.



b3

Yazar: ramazansaman
04:34, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
• İSKENDERİYE FENERİ
Mısır'da İskenderiye Limanı'nın karşısındaki Pharos Adası üzerine yapılmıştı. Romalılar Mısır'ı ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anılan bir devlet kurmuşlardı. İnşası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fener, bu devletin ilk iki kralı Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafından yaptırılmıştı. Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliğinde olan fener, beyaz mermerden yapılmıştı. Tepesinde bulunan, tunçtan yapılmış büyük bir ayna 70 kilometre uzaklıktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu. Üç bölümden oluşan fenerin mimarı Knidos'lu Sostratus'tur. Alt bölümü dikdörtgen şeklinde ve yaklaşık 55 metre yüksekliğindeydi. Orta bölüm, yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi. Yaklaşık 27 metre yüksekliğindeydi. Üst bölüm ise silindir şeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı. İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir. Üst kısmı M.S. 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopan fenerin gövde kısmı da 1302'de başka bir depremde yıkıldı. 1500 yılında ise bu yapıya ait kalıntılar tamamen yok oldu. Üzerinde inşa edildiği adadan dolayı Pharos olarak anılmış ve bu kelime birçok dile yerleşmiştir. İspanyolca, Fransızca ve İtalyancada Pharos, deniz feneri anlamına gelmektedir. Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki
denizfenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur.
• MAUSOLEUM
Plinius'un bildirdiğine göre, dünyanın yedi harikasından birisayılan Mausoleum, M.Ö. 350 de Mausolos için karısı Artemisia tarafından yaptırılmıştır. "Farklı cephelerin süslemeleri ve mükemmelliği birbirini taklit eden farklı sanatçılar tarafından ele alındı. Leochares, Bryaxis, Skopas ve bazılarının düşündükleri gibi Timotheus'un sanatlarının seçkin mükemmelliği o yapıya dünyanın yedi harikası arasında ün kazandırdı." Antik yazarlardan Vitrivius böyle söylüyor. Romalı tarihçi Plinius'a göre pteron kare şeklindeydi ve çevresinde 36 tane ion stili sütun vardı. Her sütun arasında bir heykel dikiliydi. Pteron’daki kabartmalar Amazonlarla Yunanlıların savaşını gösteriyordu. Pteron üzerinde yirmi basamaklı bir piramit vardı. Piramit beyaz paros mermerindendi. İskenderiye limanının karşısında bulunan paros adasından özel seçilmişti. En üstte quadrika (dört atlı araba) bunun üzerinde ise Mausolos ve Artemisia'nın heykelleri bulunuyordu. Tüm istilalara ve doğal afetlere karşın Mausoleum İS. 1406 yılına dek ayakta kalmayı başarmıştır. Ta ki Alman mimar Schegelholt tarafından yapılan St. Peters kalenin yapımına dek. Bu zamana kadar 1500 yıl ayakta kaldı. Sadece basamakları görünen yapının derinlerine giderek elde ettikleri mermeri yakıp kireç yaptılar. Bazı kabartmalar duvar taşı olarak kullanıldı. Bazılarının üzeri silinerek oymalar kazındı. 1875 de Sir C. Newton kazılara başlar, bazı friz ve Mausoleon ile Artemision'un heykellerini ve büyük aslan heykelleri İngiliz Britich Museum'a taşındı. Mausoleum'un yapımı yarılandığında Halikarnassos'un parası biter ve geri kalan bölümler özveri ile yapılır. Ne yazık ki şu an yapının yerinde görülecek hiç bir şey yoktur. Bu ünlü yapı Halikarnassos'un diğer Karia kentlerinden daha fazla tanınmasını sağlamıştır. Rahip Eustatius 12.yy da "Homeros üzerine açıklamalar" adlı eserinde Mausoleum için ölümsüz pırlanta sıfatını kullanır.


b2

Yazar: ramazansaman
04:33, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
• BABİL'İN ASMA BAHÇELERİ
M.Ö. 450'li yıllarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar." demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardı. Bu kule, Tanrı Marduk'a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu. Babil, M.Ö. 605'den itibaren 43 yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete
göre ise M.Ö. 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır. Bahçeler Nebuchadnezzar'ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis'i neşelendirmek için yapılmıştı. Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya'nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı. Yunanlı coğrafyacı Strabo'nun M.Ö. birinci yüzyıldaki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Zincir pompa, biri yukarıda, diğeriyse su kaynağında bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarıya çıkıyor içindeki suyu havuza boşaltıp tekrar nehre dönüyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu. Yunanlı tarihçi Diodorus'a göre bahçeler yaklaşık 120 metre genişlikte ve 120 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeydi. İstilalar yüzünden sönmeye başlayan şehir, özellikle Pers Kralı Keyhüsrev'in Babil'i fethetmesinden sonra sönmeye başlamış, M.S. 5. ve 6. yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin, içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir.
• ARTEMİS TAPINAĞI
Bizanslı Philon "Babil'in asma bahçelerini, Olimpos'taki Zeus Heykelini, Rodos Kolossusu'nu, yüksek piramitlerin kudretli işçiliğini ve Mausoleus'in mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efes'teki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümünün gölgede kaldığını hissettim." diye yazmıştı. Tanrıça Artemis adına ilk türbe M.Ö. 800'lü yıllarda Efes'teki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya yapılmıştı. Bazen Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan Artemis'iyle aynı değildi. Yunan Artemis'i av tanrıçasıydı. Efes Artemis'i ise belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedildiği gibi verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçasıydı. Bu eski tapınakta muhtemelen Jüpiterden düşen bir meteorit olduğu düşünülen kutsal bir taş vardı. Tapınak, sonraki yüzyıllarda birkaç kez tahrip olmuş ve yeniden inşa edilmiştir. M.Ö.600'lerde Efes şehri büyük bir ticaret limanı haline geldi ve Chersiphron adlı bir mimar yüksek taş kolonları olan yeni ve büyük bir tapınak inşa etti. Lidya kralı Croesus, M.Ö. 550'de Efes'i ve Anadolu'daki diğer Yunan şehirlerini fethetti. Bu savaş sırasında mabet tahrip oldu. Croesus, mimar Theodorus'a daha öncekilerin hepsini gölgede bırakan yeni bir mabet yaptırdı. Yeni tapınak öncekinin 4 katı büyüklükte 90 metre yükseklikte ve 45 metre genişlikteydi. Masif bir çatı, yüzden fazla taş sütunla destekleniyordu. M.Ö. 356'da Herostratus adlı biri tarafından çıkarılan bir yangında yanarak tahrip oldu. Bundan kısa bir süre sonra o günün en ünlü heykeltraşı olan Scopas'lı Paros tarafından yeni bir mabet yapıldı. Romalı tarihçi Pliny'e göre yeni tapınak, 130 metre uzunlukta ve 68 metre genişlikteydi. Tavanı, yükseklikleri 18 metre olan 127 adet sütun destekliyordu. İnşaat 120 yıl sürmüştü. Büyük İskender M.Ö.333'de Efes'e geldiğinde tapınağın inşası hala
devam ediyordu. M.S. 57'de St. Paul Hıristiyanlığı yaymak için Efes'e geldi. O kadar başarılı oldu ki bundan, şehrin demircisi ve tapınaktaki heykellerin sahiplerinden birisi olan Demetrius büyük bir korkuya kapıldı. Çünkü Demetrius tapınaktaki heykellerin bir kısmının sahibiydi ve her yıl tapınağa hacca gelenlerden iyi bir geliri vardı ve insanların dinini değiştirmesi demek onun geçimini kaybetmesi anlamına geliyordu. Birlikte ticaret yaptığı diğer kişileri de yanına alan Demetrius heyecan verici ve "Yaşasın Efesliler'in Artemisi" diye biten bir söylev yaptı ve halkı galeyana getirdi. Hemen sonra St. Paul'un yardımcılarından ikisini tutukladılar. Bunu bir isyan takip etti. Sonuçta St. Paul, tutuklanan yardımcılarıyla şehri terk etti ve Makedonya'ya geri döndü. 262'de Gotların bir akını sırasında büyük Artemis tapınağı yakılıp yıkıldı. Bir yüzyıl sonra Roma İmparatoru Constantine şehri yeniden inşa ettirdi. Fakat Hıristiyan olduğu için tapınağı restore ettirmedi. Constantin'in çabalarına rağmen Efes eski günlerine dönemedi. Çünkü gemilerin demirlediği liman yok olmuştu. Nehrin taşıdığı alüvyonlar tarafından deniz şehirden uzaklaşmıştı. Zamanla şehir sakinleri kenti terk ettiler. Mabedin kalıntıları başka yapıların ve heykellerin yapılmasında kullanıldı. British Museum'dan John Turtle Wood 1863'de tapınağı araştırmaya başladı. 1869'da 6 metre derinlikte, çamurların içinde tapınağın temellerini buldu. Bulduğu heykelleri ve bazı kalıntıları British Museum'a götürdü. 1904'de yine aynı müzeden D.G. Hograth'ın liderliğindeki bir ekip kazılara devam ettiler ve sitede birbirinin üzerine inşa edilen 5 tapınak olduğunu keşfettiler. Bugün gelen ziyaretçilere tapınağın yerini belli etmek için, bataklık halinde olan bölgeye sadece bir tek sütun dikilmiştir.



b1

Yazar: ramazansaman
04:33, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
7 HARİKA NEDİR?
İnsanların çağlar boyunca hayran kaldıkları büyük eserler, asırlar boyu sanatçılara ilham, onlara yaklaşma ve onları geçme, daha iyisini ve daha güzelini yapma arzusu vermiştir. Tarihi açıklayan, insan gücünün ve kabiliyetinin tanıkları olan bu şaheserlere ilgi duymayan nesiller, yaratıcılıklarını kaybetmişler, içinde bulundukları nesillerin medeniyet yarışında geri kalmalarına sebep olmuşlardır. Bu sebeple, bütün dünya için eşsiz birer kaynak ve hazine olan bu eserlerin bilinmesinde büyük faydalar vardır. Tarihçiler, yazarlar ve sanatkarlar, yüzyıllardan beri "Dünyanın en büyük ve en güzel anıtları hangileridir, nerede, ne zaman ve niçin yapılmışlardır?" sorularına cevap aramışlardır. M.Ö. 4. yüzyılda Sidon'lu Antipatros ilk defa, kendi çağında yeryüzünde mevcut olan yedi büyük ve güzel anıtı "Dünyanın Yedi Harikası" olarak
adlandırmıştır. Heykeltraşlık ve mimarlık şaheseri olan bu eserler şunlardır:
• Mısır Piramitleri
• İskenderiye Feneri
• Babil'in Asma Bahçeleri
• Efes'teki Artemis Tapınağı
• Olimpos'taki Zeus Heykeli
• Kral Mausoleus'un Mozolesi
• Rodos Heykeli
Antipatros'un, yaşadığı çağda dünyanın başka yerlerine gitme imkanı olsaydı, belki de bu harikaların sayısını iki, üç katına çıkarırdı. Ancak, sadece tanıdığı yerlerde gördüğü bu eserleri yedi harika olarak tanımlamıştır. Ne yazık ki bu eserlerden günümüze sadece Mısır Piramitleri ulaşabilmiştir. Diğerlerinin ise kısmen kalıntıları bulunabilmiş ve hatta bazıları tamamen yok olmuşlardır. Daha sonraki yüzyıllarda bazı tarihçiler "Dünyanın Yedi Harikası"na denk başka eserler olduğunu ve bu sayının arttırılması gerektiğini dile getirmişler, Çin Seddi'ni, Ayasofya'yı, Maya ve Aztek tapınaklarını, Taç Mahal'i, Sultanahmet Camii'ni ve diğer bazı eserleri de harika sanat eserlerinin arasında saymışlardır. Unutmamak gerekir ki, bu eserleri değerlerine, üstünlüklerine göre bir sıraya koymak mümkün değildir. Yaş farkı gözetmeksizin her insanın harika sıfatını almış bu eserleri tanımasının, bu eserlerin ortaya çıkmasındaki ortam, yaşam tarzı ve inanışları bilmesindeki faydaları küçümsenemez.


a15

Yazar: ramazansaman
04:28, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
Imparatorlugun sonu:M.S.476 yilinda Cermen ordulari Bati Roma Imparatorluguna son verdi.

Dogu Roma Imparatorlugu’na ise giderek yipranmasina ragmen on asir daha yasamasindan sonra 1453 senesinde FATIH SULTAN MEHMET (II.MEHMET) son vermistir.



a14

Yazar: ramazansaman
04:23, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
*** Güvenoyu :
1. Göreve Başlarken Güvenoyu : Bakanlar Kurulunun listesi T.B.M.M.ne sunulduktan sonra, Bakanlar Kurulunun programı, kuruluşundan en geç 1 hafta içinde Başbakan veya bir bakan tarafından T.B.M.M.de okunur. Program okunmasından iki tam gün geçtikten sonra, güvenoylaması için görüşmeler başlar. Görüşmelerin bitiminden itibaren bir tam gün geçtikten sonra da oylama yapılır.
2. Görev Sırasında Güvenoyu : Başbakan gerekli görürse, Bakanlar Kurulunda görüşüldükten sonra, T.B.M.M.den güven isteyebilir. Güven istemi, T.B.M.M.ne bildirilmesinden itibaren bir tam gün geçmedikçe görüşülemez. Oylama da, görüşmelerin bitiminden başlayarak bir tam gün geçtikten sonra yapılabilir. Meclis üye tamsayısının salt çoğunluğuyla güven istemini reddetmezse, güven istemini kabul eden oyların sayısı ne olursa olsun güven sürüyor sayılır.
3. Bakanlar Kurulunun başlarken güven oyu alamaması halinde 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu da güven oyu alamaz (veya Bakanlar Kurulu oluşturulamaz) ise Cumhurbaşkanı, T.B.M.M.seçimlerinin yenilenmesine karar verebilir.

*** Bakanlar Kurulunun Değişmesi : Bir Bakanlar Kurulu birkaç sebeple görevden ayrılmak zorunda kalabilir :
1. Göreve başlarken güvenoyu alamamak
2. Gensoru sonucu güvensizlik oyuna muhatap olmak
3. Görev sırasındaki güven isteminin reddi
4. Başbakanın Yüce Divana sevki
5. Başbakanın istifası
6. Bakanlar Kurulunun istifası

*** Seçimlerin yenilenmesine karar verilince, Bakanlar Kurulu çekilmek zorundadır; yerine Geçici Bakanlar Kurulu geçer.

*** Anayasa, bakanların ayrılmaları veya görevlerine son verilmesi gibi bir sebeple boşalan bakanlık olursa, bu bakanlığa engeç 15 gün içinde atama yapılmasını öngörmektedir. Yüce Divan’a sevk edilen bir bakan bakanlıktan düşerken hükümet görevde kalır; ancak, aynı işlem Başbakan hakkında yapıldığı zaman hükümet istifa etmiş sayılır. Başbakan dışında bütün bakanlar değişse bile, kuramsal olarak Hükümet göreve devam edecektir.

*** Bakanlar Kurulu milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından sorumludur.

*** Kanunları uygulama görevi ile genel siyasetin yürütülmesine imkan verecek yeni kanunların tasarılarının hazırlanması bakımından da Danıştay başlıca yardımcıdır.

*** Kanun tasarılarının, bütçenin, kalkınma planlarının hazırlanması: Bakanlar Kurulunun en önemli yetkilerindendir.

*** Andlaşma Onaylanması : Devlet maliyesine yük getirmeyen, kişi ve vatandaş haklarına dokunmayan ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenlemeye yönelik ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmaları yürütme organı yürürlüğe koyabilir. Ancak bu andlaşmalar hakkında T.B.M.M. ne bilgi verilir. Daha önce yapılmış bir milletlerarası andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanundan alınan yetkiye dayanılarak yapılan, ekonomik, ticari, teknik ve idari andlaşmaları da T.B.M.M. nin uygun bulması zorunluğu yoktur.

*** Tüzük : Bakanlar Kurulu, kanunların uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek kaydıyla Tüzükler çıkarabilir. Cumhurbaşkanınca imzalanıp kanunlar gibi yayımlanan tüzükler de, işin niteliği gereği bazı yeni hükümler, ayrıntılı kurallar (Kanunlar çerçevesinde) koyabilir.

*** Karar : Bakanlar Kurulu, düzenleyici nitelikte, genel ve nesnel kurallar koyan kararlar, kararnameler çıkarabilir.

*** Yönetmelik : Anayasa, Bakanlar kurulunun yönetmelik yapmasından söz etmemekte, bu tür düzenleyici işlemlerin Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerince yapılacağını belirtmektedir.

*** Başbakanın, uyumsuz gördüğü bir bakanın görevden alınması için Cumhurbaşkanına teklif sunma yetkisi vardır.



a13

Yazar: ramazansaman
04:23, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
*** Vekalet : Cumhurbaşkanı, hastalık veya yurt dışına çıkma gibi bir sebeple geçici olarak görevinden ayrılmış ise, görevine dönünceye kadar; ölüm, çekilme veya başka bir sebeple Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde de yenisi seçilinceye kadar, T.B.M.M. Başkanı Cumhurbaşkanlığına vekillik eder.

*** CUMHURBAŞKANI’NIN DEVLETİN BAŞI OLARAK GÖREV VE YETKİLERİ :
1. Yabancı devletlere Türk Devletinin temsilcilerini göndermek; yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek;
2. T.B.M.M.ni gerektiğinde toplantıya çağırmak;
3. Gerekli görüldüğü taktirde, yasama yılının ilk on günü T.B.M.M. de açılış konuşmasını yapmak
4. Kanunları yayımlamak, tekrar görüşülmek üzere T.B.M.M. ne geri göndermek;
5. Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü taktirde halk oyuna sunmak
6. T.B.M.M. seçimlerinin yenilenmesine karar vermek.
7. Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, T.B.M.M. içtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil ve esas bakımından aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak;
8. T.B.M.M. adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek; Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek;
9. Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını ve Başsavcı vekilini, Askeri Yargıtay üyelerini, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek;
10. Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak.

*** CUMHURBAŞKANI’NIN YÜRÜTME VE İDARENİN BAŞI OLARAK GÖREVLERİ :
1. Başbakanı atamak, istifasını kabul etmek
2. Başbakanın teklifi üzerine bakanları atamak ve görevlerine son vermek
3. Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak.
4. Milletlerarası anlaşmaları onaylamak ve yayımlamak
5. Bakanlar Kurulu kararlarını (kanun hükmünde kararname, tüzük, olağanüstü hal ilanı ve diğer Bakanlar Kurulu kararnamelerini) imzalamak.
6. Genelkurmay Başkanını atamak
7. Milli Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırmak; Milli Güvenlik Kuruluna başkanlık etmek.
8. Devlet Denetleme kurulunun başkanını ve üyelerini atamak; Devlet Denetleme Kuruluna inceleme, araştırma ve denetleme yaptırmak.
9. Yüksek öğretim kurulu üyelerini ve Üniversite Rektörlerini seçmek.
10. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin, kuruluş, teşkilat ve çalışma esaslarını; personel atama işlemlerini belirlemek.

*** Cumhurbaşkanı, yalnızca vatana ihanetten dolayı T.B.M.M. üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılabilir. Bu taktirde, Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapar.

*** Başbakan, Cumhurbaşkanınca T.B.M.M. üyeleri arasından atanır. Bakanlar başbakan tarafından atanır. Bakanların T.B.M.M. dışından da seçilmesi imkanı vardır. Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca bakanların görevlerine son verilebileceği kabul edilmektedir. Açık olan bakanlıklarla, izinli veya özürlü olan bir bakana geçici olarak bir başka bakan vekillik edebilir. Bir bakan birden fazlasına vekillik edemez. Herhangi bir sebeple bir bakanlık boşalmışsa en geç 15 gün içinde atama yapılması Anayasanın emridir.

*** Geçici Bakanlar Kurulu : Olağan genel seçimlerde, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlıklarına bağımsızlar getirilmekte; seçimlerin yenilenmesi sözkonusu olduğunda ise, bağımsızların adı geçen üç bakanlığa getirilmesinden başka, öteki bakanlıklar da, siyasi parti gruplarına, oranlarına göre dağıtılıyordu.

*** Bakanlar Kurulunun programı, kuruluşundan en geç bir hafta içinde T.B.M.M. de okunur ve güvenoyuna başvurulur.



a12

Yazar: ramazansaman
04:22, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
*** MECLİS SORUŞTURMASI : Cezai sonucu olması itibarı ile, Meclis Soruşturması diğerlerinden ayrılır.
a. ÖNERGE : T.B.M.M. üye tamsayısının en az onda biri tarafından, Başbakan veya bakanlar hakkında soruşturma açılması için verilir.
b. USUL : Meclis, soruşturma istemini en geç 1 ay içinde görüşür ve karara bağlar. Soruşturma açılmasına karar verilirse, 15 kişilik bir soruşturma komisyonu kurulur. Bu komisyona, Meclisteki siyasi partilerin (grupların değil, çünkü meclis soruşturması parti grubu düşüncesiyle bağdaşmaz) güçleri oranında katılması sağlanır. Mümkün olduğunca tarafsız bir komisyon kurulması amacıyla, partililerin gösterecekleri adaylar arasından (her parti kendi payına düşen komisyon üyeliğinin 3 katı aday gösterir) ad çekilmesi öngörülmüştür.
c. SORUŞTURMA VE RAPORUN GÖRÜŞÜLMESİ : Meclis, komisyon raporunu görüşür ve hakkında soruşturma yapılan kişi veya kişilerin Yüce Divana sevkinin gerekli olup olmadığına karar verilir. Yalnız, Yüce Divan’a sevk kararının alınabilmesi için üye tamsayısının salt çoğunluğunun bu yönde oy vermesi gerekir.

*** YÜCE DİVAN : Bu görevi Anayasa Mahkemesi yapar. Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla, Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Yüksek Mahkeme üyelerini, Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini yargılar, Yüce Divanda, ceza yargılama usulü izlenir.

*** T.B.M.M. NİN ÇALIŞMA DÜZENİ :
a. Çalışma Düzeni : 5 yıldır. Meclisin toplantı yılı (yasama yılı) her yıl Eylül ayının ilk günü başlar. Meclis yasama yılında 3 ayı geçmemek kaydıyla tatil yapabilir. Ancak bu ara verme sırasında Meclis Cumhurbaşkanınca, doğrudan doğruya veya Bakanlar Kurulunun istemi üzerine toplantıya çağrılabilir. Meclis Başkanı da doğrudan doğruya veya milletvekillerinin beşte birinin yazılı istemi sonucu Meclisi toplantıya çağırır.
b. Ara Verme : Meclisin 15 günü geçmemek üzere çalışmalarını ertelemesidir.
c. Bileşim : Meclisin, belli günlerdeki oturumlarına verilen isimdir.
d. Oturum : Her bileşimin, dinlenme veya başka sebeplerle aralanan kısımlarından her birine denilir.
e. Başkanlık Divanı : Meclis üyeleri arasından seçilen Meclis Başkanı, Başkanvekilleri, katip, üyeler ve idare amirlerinden oluşur. Başkanlık Divanı bir yasama döneminde iki defa seçilir. İlk yıl seçilen Divanın görev süresi iki yıl, sonra seçileninki ise 3 yıldır. T.B.M.M. Başkanı, Meclisin toplandığı günden itibaren on gün içinde, Başkan adaylarının Geçici Başkanlık Divanına (en yaşlı üye geçici Başkan, en genç üyeler de Divan Katipleri olur.) bildirilmesi üzerine gizli oyla yapılır. Siyasi parti grupları Başkanlık için aday gösteremezler. İlk oylamada üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun, ikincisinde üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Bu turda da yeterli çoğunluğu sağlayan aday yoksa, üçüncü oylamada en fazla oy alan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır. Bu oylamada en çok oy alan iki aday arasında oylama yapılır. Bu oylamada en çok oy alan aday Başkan seçilir. Başkan seçiminin, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren on gün içinde tamamlanması Anayasanın emridir.
T.B.M.M. Başkanı ile Başkanvekilleri, hukuki durumları dolayısıyla üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılmazlar. Başkan ve oturum yöneten başkanvekili oy kullanamazlar.
f. T.B.M.M. üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır. Toplantı yeter sayısı üye tamsayısının dörtte birinden aşağıda olmamak şartıyla, toplantıya katılanların salt çoğunluğudur. Bazı konularda yapılan oylamalarda her üye bizzat oyunu kullanır. Yalnız, bir bakan, bir başka bakana oy kullanma yetkisi verebilir. Bir bakan kendi oyu ile birlikte en fazla iki oy kullanabilir.

*** YÜRÜTME ORGANI : Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilmektedir.

*** Cumhurbaşkanı milletvekili seçilme yeterliğine sahip, 40 yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türk vatandaşları arasından T.B.M.M.ce seçilir. Anayasaya göre Cumhurbaşkanının T.B.M.M.. dışından da seçilmesi mümkündür. Bunun için, Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisi gerekir. Cumhurbaşkanının varsa partisi ile ilişkisi kesildiği gibi, T.B.M.M. üyesi ise bu üyeliği de sona erer.

*** Cumhurbaşkanı seçimine, evvelki Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasına 30 gün kala başlanır. Cumhurbaşkanlığı makamının daha önce boşalması sözkonusu olmuşsa, boşalmadan on gün sonra seçime başlanacaktır. Anayasanın açıkça belirttiği gibi, bu seçimin 30 gün içinde sonuçlandırılması gerekir. İlk 10 gün içinde adaylar Meclis Başkanlık Divanına bildirilecek ve kalan yirmi gün içinde de seçim tamamlanacaktır.

*** Cumhurbaşkanlığı oylamaları : En az üçer gün ara ile yapılır. İlk iki oylamada Meclis üye tamsayısının üçte ikisinin oyu bir adayda birleşmezse, üçüncü oylamada, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile yetinilir. Üçüncü oylamada da üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayan bir aday olmazsa, üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında 4. oylama yapılır. Bu son oylamadır. Son oylamada da, söz konusu iki adaydan birine üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayacak oy verilmezse, T.B.M.M. seçimleri derhal yenilenir.

*** Anayasaya göre, seçilen yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar, görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder. Cumhurbaşkanının görev süresi 7 yıldır.


a11

Yazar: ramazansaman
04:22, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
*** Meclisin Alabileceği Kararlar : Anayasada belirlenmiştir:
- Savaş hali ilanı; Silahlı Kuvvetlerin kullanılmasına izin verme
- Yüce Divan’a sevk
- Olağanüstü hal ve Sıkıyönetim ilanı kararlarının onaylanması, değiştirilmesi
- Kalkınma Planının Onaylanması
- Cumhurbaşkanının seçimi
- T.B.M.M. seçiminin yenilenmesi veya geri bırakılması
- Başkan ve Divan üyelerinin seçimi
- Tatile girme kararı
- Dokunulmazlığın kaldırılması veya üyeliğin düşmesi
- Güvenoyu veya güvensizlik
- Gensoru
- Meclis soruşturması açılması
- Genel görüşme açılması
- Meclis araştırması yapılması
- Anayasaya dayanmak kaydıyla, kanunların düzenlediği hususlar.

*** DENETİM : T.B.M.M., Bakanlar Kurulunu, Başbakan ve bakanları çeşitli yollarla denetler. Bu denetim yollarından önemli bir bölümünü, meclis kendisi izler, bir bölümünü de bütçeye ve kanunlara uygunluk bakımından T.B.M.M. adına Sayıştay yapar.

*** SORU : Milletvekilleri, veriliş şekli, içeriği ve kapsamı içtüzükte gösterilen soru önergeleriyle, Başbakan veya bakanlardan bilgi isteyebilirler. Soruya Bakanlar Kurulu adına cevap verilir.

*** MECLİS ARAŞTIRMASI : Belli bir konuda bilgi edinmek üzere yapılan incelemeye verilen addır.

*** GENEL GÖRÜŞME : Toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun, T.B.M.M. Genel Kurulunda görüşülmesidir.

*** GENSORU : Meclisin, Bakanlar Kurulunu, Başbakan ve bakanını denetleme yollarının en önemlisi gensorudur. Gensoru, sonucu itibarı ile, Bakanlar Kurulu’nun veya bir bakanın düşürülmesini sağlayabilecek bir yoldur.

a. GENSORU ÖNERGESİ : Bir siyasi parti grubu adına veya en az 20 milletvekilinin imzasıyla verilir.
b. GENSORUDA USUL : Önerge verilişinden sonraki 3 gün içinde bastırılarak üyelere dağıtılır; dağıtımdan itibaren 10 gün içinde gündeme alınıp alınmıyacağı görüşülür ve oylanır. Görüşmelerdeki konuşmacılar sıralanmıştır: önerge sahiplerinden biri; siyasi parti grupları adına birer milletvekili, Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakan konuşabilir. Gündeme alma kararı verilince, gensorunun görüşülmesi günü belli edilir. Görüşme, gündeme alma kararının verildiği tarihten başlayarak en az 2 en çok 7 gün içinde olmalıdır.
c. GÜVENSİZLİK ÖNERGELERİ : Gensoru görüşmeleri sırasında T.B.M.M. üyeleri veya parti grupları tarafından verilebilir. Güvensizlik önergesi, Bakanlar Kurulunu veya bir bakanı hedef alabilir. Üye tamsayısının salt çoğunluğu güvensizlik oyu verirse, kabine veya bakan düşer. Bu oylamada yalnız güvensizlik oyları sayılır.
d. GÜVEN İSTEĞİ : Gensoru görüşmeleri sırasında, Bakanlar Kurulu da güven isteğinde bulunabilir.


a10

Yazar: ramazansaman
04:21, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
*** Milletvekillerinin Hukuki Statüsü :
1. Görevleri karşısında en yüksek devlet memuru kadar ödenek, bunun yarısını aşmayacak şekilde de yolluk alırlar.
2. Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin, Meclisin yasama dokunulmazlığının kaldırılması yolunda kararı olmadıkça, sorguya çekilmesi, tutuklanması ve yargılanması da mümkün değildir. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ile Devletin bütünlüğünü, Devletin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşüren, Millet egemenliğinin aksine bir devlet düzeni kurmaya yönelik suçlar bu korumanın dışında tutulmuştur.
3. Üyelik sıfatının düşmesine ilişkin Meclis kararlarına karşı ilgili üye veya herhangi bir T.B.M.M. üyesi Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Bu başvurunun süresi, karar tarihinden itibaren 1 haftadır. İstemin konusu kararın iptalidir. Anayasa Mahkemesi bu iptal istemini 15 gün içinde karara bağlamakla görevlidir.

*** T.B.M.M. NİN GÖREV VE YETKİLERİ : Başında gelen görevi kanundur. Maddi ve şekli anlamda kanun dışında, T.B.M.M., Cumhurbaşkanını seçme, hükümeti görevde tutma ve denetleme görev ve yetkisine de sahiptir.

*** KANUN TÜRLERİ :
1. MADDİ KANUN : Genel, nesnel ve soyut hukuki durumlar yaratan kanunlar bu gruba girerler. Anayasa değişikliği, Medeni Kanun, Seçim Kanunu gibi. Bu tür kanunların içerdiği kurallar genel ve soyut oldukları için aynı zamanda tükenmez nitelikdedir. Yani, süreli, bir veya birkaç uygulamayla sona ermeleri sözkonusu değildir. Bunların koyduğu kurallar kanun yürürlükte olduğu sürece tekrar tekrar uygulanabilirler.
2. ŞEKLİ KANUN : Bu tür kanun, genel, nesnel, soyut ve tükenmez niteliklerin hepsine sahip değildir. Anayasanın getirdiği örnekleri şöyle sıralayabiliriz: Para basılmasına (belli miktarda); kanun hükmünde kararname çıkarılmasına (yetki kanunu) izin verme; bütçe ve harcama yetkilerinin verilmesi; gene belli bir yılın hesaplarının kabulü; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulan kanun; af kanunu; ölüm cezalarının yerine getirilmesi hakkında kanun. Bu kanunlarda ya genellik yoktur; ya soyut ve tükenmezlik özellikleri bulunmamaktadır.

*** Yerleşmiş terminolojiye göre; Bakanlar Kurulu tarafından verilen kanun önerileri “tasarı”, milletvekillerince önerilenler ise “teklif” adını alır.

*** Anayasada bütçe ve kesin hesap kanunları için de ayrı usuller öngörülmüştür. Bütçe tasarısı, mali yılbaşından en az 75 gün önce T.B.M.M.’ne sunulur. Kesin hesap kanunu tasarısı da bütçe tasarısıyla birlikte bütçe komisyonuna gelir ve incelenir. Bütçe komisyonunda, iktidar grubuna en az 25 üye verilmek şartı ile siyasi parti gruplarının ve bağımsızların oranına göre temsili gözönünde tutulur. Bütçe komisyonunun 55 gün içinde kabul edeceği metin T.B.M.M.’nde görüşülür ve mali yıl başına kadar karara bağlanır.

*** Kanunlar Cumhurbaşkanınca 15 gün içinde yayınlanır. Yalnız Cumhurbaşkanı, yayınlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere, gerekçesiyle birlikte T.B.M.M.’ne geri gönderebilir. Geri gönderilen kanunlar aynen kabul edilirse Cumhurbaşkanınca yayımlanır. Bütçe kanunun özelliği sebebile Cumhurbaşkanının bu kanunu geri göndermesi kabul edilmemiştir.

*** İçtüzük : T.B.M.M. kendi içişlerini, yönetim usullerini, Anayasanın koyduğu esaslara uygun olarak bir kararla düzenler.


a9

Yazar: ramazansaman
04:20, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
*** Anayasanın Siyasi Partilerle İlgili Temel İlkeleri : Vatandaşlar önceden izin almaksızın siyasi parti kurabilir; partilere üye olabilir ve partilerden çıkabilirler. Kurulmuş bir partinin üyesi olabilmek için 21 yaşını tamamlamış olmak gerekir. İşçi niteliği taşımayan kamu göevlileri ile öğrenciler siyasi partilere giremezler.

*** Siyasi Partilerin Kuruluşu : Anayasal sınırlar içinde bir siyasi partinin kurulabilmesi için, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip (30 yaşını doldurmuş) en az 30 Türk vatandaşı girişimde bulunmalıdır.
1. Merkez Teşkilatı : Büyük kongre, genel başkan, merkez karar ve yönetim kurulu, merkez disiplin kurulu ve küçük kongreden oluşur.
2. İl Teşkilatı : İl kongresi, il başkanı, il yönetim kurulu ve il disiplin kurulundan

Genel başkanlığa seçim en çok 2 yıl içindir. Tekrar tekrar seçilmek mümkündür. Ancak bir genel başkan altı defadan fazla üst üste seçilemez. Bu durumdaki bir genel başkanın yeniden seçilebilmesi için aradan en az 4 yıllık bir sürenin geçmesi gerekir.

*** T.B.M.M. Siyasi Parti Grupları : Anayasaya göre 20 veya daha fazla milletvekiline sahip bulunan siyasi partiler, T.B.M.M.’nde grup kurabilirler. Bakanlar Kuruluna veya bir bakana, T.B.M.M.’nde veya grupta güvey yada güvensizlik oyu verilmesi konusunda karar alma yetkisi yalnız grup genel kuruluna ait olacak, bu yetki başka bir organa veya mercie bırakılmayacaktır.

*** Partilerin katıldıkları her seçim çevresinin o bölgede varsa kontenjanı çıktıktan sonra çıkaracağı milletvekili sayısının iki katı kadar aday göstermeleri şarttır.
*** Tarafsız Önseçim : Önseçimlerde, ilçe seçim kurulu başkanı olan “hakim”den başka, ikisi en az 10 yıllık hizmeti bulunan ve o ilçede görev yapan Devlet memurları arasından, ikisi de aday adayı olmayan parti üyeleri arasından belirlenen 4 üye görev yapar. Sandık kurulu ise, başkan ve iki üyesi Devlet memurları, iki üyesi de partili üyeler arasından seçilerek oluşturulur.
*** Merkez Adaylığı : Bir parti önseçime katıldığı seçim çevrelerinden çıkabilecek toplam milletvekili sayısının % 5’ini aşmamak üzere merkez adayı gösterebilir. Ancak merkezin göstereceği aday, partililerin en az % 75 oranında oyunu almış bulunan adayın üstünde bir sıraya konulamaz. Böylece merkezin aday tesbiti yetkisine bir sınırlama daha getirilmiş: önseçimde % 75 oranının üstünde oy almış mahalli aday korunmuştur.

*** Partilerin Gelir ve Giderleri : Siyasi partiler herhangi bir yerden, bir kişiden kredi ve borç alamazlar. Bir siyasi parti borç veremez.
*** Siyasi partiler, üyeleri ve personeli için üniforma, bu nitelikte kıyafet veya kol bağı ve benzer alamet kullanamaz; güvenlik kuvvetlerinin görev ve yetkilerini üstlenemez, üyelerine bu şekilde görev veremez.

*** Siyasi Partilerin Kapatılması : Bir siyasi parti kendi büyük kongresince kapatılabilir. Bunun dışında kapatma yetkisi bir müeyyide olarak Anayasa Mahkemesine tanınmıştır. Kapatma Cumhuriyet Başsavcısı veya Başkanvekilinin res’en; Bakanlar Kurulu’nun kararına dayanarak Adalet Bakanının veya bir siyasi partinin istemi üzerine açacağı dava sonunda Anayasa Mahkemesi kararıyla olur.
*** Kapatılan Partinin Kurucu ve Yöneticileri : Temelli kapatılan siyasi partilerin kurucu ve yöneticileri; T.B.M.M.’parti grubu üyeleri, başka bir siyasi partinin kurucusu, yöneticisi ve deneticisi olamazlar. Partinin kapatılmasına sebep olan bu gibi kimseler, 10 yıl süreyle başka bir siyasi partiye giremez, milletvekilliği için de aday olamazlar. Kapatılmış bir siyasi partinin üyelerinin çoğunluğunu teşkil edeceği yeni bir siyasi parti kurulamaz.

*** Muhalefetin Hakları : Seçimlerde geçici Bakanlar Kurulu oluşturulurken, siyasi parti gruplarından, oranlarına göre üye alınması yani bakan seçilmesi gerekmektedir.
Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, T.B.M.M. içtüzüklerinin veya bunları bazı hükümlerinin iptali için Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, iktidar partisi gibi anamuhalefet partisi meclis grubuna da tanınmıştır.

*** Anayasaya göre Meclis çalışmalarına özürsüz olarak bir ay içinde toplam 5 birleşim günü katılmayanların üyeliğinin düşmesine, T.B.M.M. üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar verilir.


a8

Yazar: ramazansaman
04:20, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
*** TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER : Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü; milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın korunması temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında etkili olabilen faktörlerdir.

*** 1982 Anayasasına göre Türk vatandaşlarına ana dil olarak yalnız Türkçe okutulabilir ve öğretilebilir. Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği hallerde, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür.
*** Yeni Anayasaya göre seçmen yaşı 21 olarak belirlenmiştir.

*** YASAMA ORGANI : T.B.M.M. milletçe genel oyla seçilen 450 milletvekilinden oluşur (şu anda 550). Seçimler 5 yılda bir yapılır.
*** Genel oy için olan kadın erkek ayırımı 1935 ve sonrasında kalkmıştır.
*** Yüksek Seçim Kurulu : 7 asıl, 4 yedek üyeden meydana gelir. Bu 11 üyenin altısını Yargıtay, beşini Danıştay kendi üyeleri arasından seçer. Yedek üyeler ad çekme ile ayrılır.
*** 1982 Anayasasında 1961’dekinin tersine seçme yaşını kanuna bırakmamış, doğrudan doğruya Anayasa hükmü olarak belirlemiştir. Buna göre seçme hakkı 20 yaşına giren T.C. vatandaşlarına verilmişti. Milletvekili seçilebilmek için ise 30 yaşını doldurmuş bulunmak gerekir.

*** SEÇİM SİSTEMİ :
1. Genel Baraj : Genel seçimlerde, ülke bütününde; ara seçimlerinde ise seçim yapılan çevrelerin tümünde, geçerli oyların yüzde onunu aşamayan partiler milletvekili çıkaramazlar.
2. Seçim Çevresi Barajı : Bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oyların toplamının o çevreden çıkacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilecek sayıdan az alan siyasi partilere ve bağımsız adaylara milletvekilliği verilmez.

*** SEÇİM DÜZENİ : T.B.M.M. olağan seçimleri 5 yılda bir Ekim ayının ikinci Pazar günü yapılır. Seçimlerin başlangıç tarihi 3 Temmuz günüdür.
1. Ara Seçim : Boşalan üyelikler için ara seçim her seçim döneminde, yani 5 yıl boyunca bir defa yapılır. Ancak, genel seçimden itibaren 30 ay geçmedikçe veya genel seçimlere 1 yıl kala artık ara seçim yapılmaz. Meğer ki, boşalan üyeliklerin sayısı, T.B.M.M. üye tamsayısının % 5’ini bulmuş olsun. Bu taktirde, Meclis 3 ay içinde ara seçim yapılmasına karar verir.
2. Erken Seçim : Seçim dönemi bitmeden, T.B.M.M. seçimin yenilenmesine karar verebileceği gibi Cumhurbaşkanı seçiminde sonuç alınamaması halinde de seçim yenilenir. Nihayet Bakanlar Kurulu’nun belli bir süre içinde kurulamaması veya kurulduğu halde güvenoyu alamaması halinde Cumhurbaşkanı seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.
3. Seçimlerin Geri Bırakılması : Savaş sebebi ile seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, T.B.M.M. seçimlerin 1 yıl geriye bırakılmasına karar verebilir. Geri bırakma sebebi ortadan kalkmadığı taktirde, seçimleri tekrar tekrar ertelemek mümkündür.
4. Seçim İptali : Bir seçim çevresinde yapılan seçimin, seçim işlemleri sebebi ile iptaline yüksek seçim kurulu tarafından karar verilmesi halinde, o seçim çevresinde yeniden seçim yapılır. Bu husustaki kararın ilan edilmesinden sonra 60ncı günü izleyen ilk Pazar günü oy verilir.
5. Seçimlerde Tarafsızlığın Güvencesi : Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlarını seçimlerin başlangıcından 3 gün öncesinden itibaren, seçimlerin yenilenmesine karar verilemesi (Erken Seçim) halinde ise, bu karardan başlayarak 5 gün içinde bağımsızlar arasından atanmasını; Cumhurbaşkanı tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verildiğinde ise, geçici bir Bakanlar Kurulu (Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlıkları bağımsızlardan, diğerleri siyasi parti grupları oranlarına göre üye alınarak) oluşturulur.
6. Milletvekili Seçilme Şartları : 30 yaşını doldurmuş olmak, en az ilkokul mezunu olmak gerekir. Kısıtlılar, yükümlü oldukları halde askerlik görevini yapmamış bulunanlar ile kanunun saydığı belli suçlardan hüküm giymiş olanlar, milletvekili seçilemezler. Kamu görevlileri (işçi statüsündekiler hariç) genel ve ara seçimlerin başlangıcından en az 1 ay önce, seçimin yenilenmesine karar verilmesi halinde ise, yenileme kararının ilanından başlayarak 7 gün içinde görevden ayrılma isteğinde bulunmadıkça aday olamazlar.


{ Önceki Sayfa } { Page 1 of 30 } { Sonraki Sayfa }

Hakkımda

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Resim Galerim

Bağlantılar

Benim sitem
Ekonomi Bloğum
MY SPACE
TUNALIM
EKONOMİ FORUMU
YAHOO GRUP
TÜRK DEĞERLERİ
PİCASE WEB ALBÜM
TÜRK TARİHİ
NETVİBES
MESAJ HABER

Kategoriler


Son Yazılar

MILLI EKONOMI MODELINDE KADIN VE AILE
NEDEN MİLLİ EKONOMİ?..
NEREDE ESKİ GÜNLER?
GÜNEŞİMİZ NE ZAMAN DOĞACAK?
GENEL KURMAY BAŞKANI İSTİFA EDERSE...
DIŞI İSLAM İÇİ HRİSTİYAN OLAN BİR PROJE: “ILIMLI İSLAM”
EY MİLLET, ALLAH AŞKINA SİZ NEYİ ARIYORSUNUZ!
TÜRKİYE'NİN GELDİĞİ NOKTA..
AKP, TENCEREDE''DEMOKRASİ'' KAYNATARAK MİLLETİ AVUTUYOR.
DÜNYAYI GAFLETTEN UYANDIRAN LİDER

Arkadaşlarım

ramazansaman
ardafrt
Ücretsiz Blog